8 Mayıs 2014 Perşembe

Fizikist Sitesindeki Yorumlarım


Fizikist Sitesinde açılmış çeşitli tartışma konularına yaptığım yorumlar ve tartışmalar var.
Bunlar  "burti" blogumdaki konuların bakış açısı ile olduğundan bunları da kayıt altına alma ihtiyacı duydum.

Çünkü tartışmanın ve soru sormanın en güzel yanı, daha önce aklınıza gelmemiş bir bakışı da farketmeniz ve eklemeniz.

Konularda ilk yazımdaki Işık, Zaman ve Büyük Patlama teorilerimdeki bakış açıma sadık kalacak şekilde yorum getirmeye çalıştım.

Daha sonraki dönemdeki sorular ve cevapları
http://burtaym.blogspot.com.tr/p/sorular-cevaplar.html

==================

     Işığın Doğası

keşmekeş kesisci , 20 Temmuz 2014 , 9 cevap   
   

   
    keşmekeş kesisci  20 Temmuz 2014
dalga ve parçaçık dualitesi ışığın elektron ve pozitrona ayrılıp tekrar fotona dönüşmesi sayesindemi. Işığın konumu sonsuz olablir mi? Işık boşluk enerji yoğunlaşması olabilirmi? Işıktaki enerji biterse ne olur.   


   
    Burtay Mutlu  21 Temmuz 2014
Sorular çok güzel. Mükemmeller.
Üzerinde düşüneceğim. (Kendi varsayıma göre bunlar nasıl cevaplanabilir diye)
Eğer bir fikriniz var ise paylaşmanız da çok güzel olurdu.   



   
    porofsercan porofsercan  22 Temmuz 2014
şimdi ışığın elektron ve pozitrona ayrılması enteresan olur çünkü feynman diagramında zamanda geriye giden bir pozitron olduğunu görürüz ayrıca diagram zamanda geri gidişide barındırdığı için bir bahsedilen olayı görmek zorlaşabilir ancak elektron-pozitron imha örneğinde ışık hızında olduğu için zamandan bağımsız varsayışabilinecek olan ışığın tersden bir durumuda olabilir....ışığın konumu sonsuz değil sonsuz olması için sonsuz hızı olmalı idiveye en azından aşırı küçük bir alana sıkıştırılmış olması gerekirdiki(elektron gibi)bir konum belirsizliği olsun....ve mükemmel olmayan tek soruya gelelim diğerleri harika nobel kazandırabilecek sorular(ben olsam sorsan yeter direk vermiştim nobeli)neyse mükemmle olmayan soruya geleyim ışıktaki enerji biterse dönüşür, ısıya dönüşür, titreşime dönüşür, harekete dönüşür,yani sadece dönüşür,yok ben hareketi ne zaman biter diye sormuştum dersen sabit momentum dirençte yoksa newton ellerinden öper....
NOT: daha çok soru isteriz:D    


   
    keşmekeş kesisci  22 Temmuz 2014
Aslında tüm bu soruların altında daha büyük bir soru yatıyor.
Einstein özel görelilik açıklarken iki postula öne sürüp yarattığı uzay zamanı açıklayabildi.ışık hızının her zaman 300.000km/s olduğu.
O zaman tüm bu sistemin açıklaması gereken bir soru ortaya çıkar."Işık hızı neden üst limit hızdır?".Düşünceme göre ışığın madem hızı değişmiyor. O zaman ışığın başlangıçı ve sonu yok.
Bana göre bir enerjinin olabileceği iki durum söz konusu "potansiyel enerji"(Açmak gerekirse bir cismin konumundan dolayı sahip olduğu enerji) ve "kinetik enerji"( Bu da maddenin hareketinden dolayı sahip olduğu enerji).
Bu enerji türleri içlerinde denge kurmak amacıyla birleşip bildiğimiz maddeleri yaratıyor.Yani bir enerjinin maddeleşebilmesi için iki enerjide şart.(Tabi birde bildiğimiz enerjinin farklı bir enerji olmasıda gerek)
Bu şekilde düşünüldüğünde biri sonsuzken diğerinin sıfıra yaklaşması gerekiyor.Yani madem ışık hızı üst limit hız o zaman konumunun sonsuz olması gerekiyor.Burdan şu sonuç çıkarılır"Acaba evrende var olan ışık tek bir foton mu?" yada "Evrendeki boşluk enerjisi bildiğimiz enerjiye eşlik edip belirli bir hızda mı kalmasını sağlıyor?".
Evreni bir okyanus olarak düşünün ve ışık okyanusdaki herhangi bir dalga (dış etkilerden korunmuş).Ben o okyanusa ayağımla girdiğimde okyanusda oluşan etkinin diğer tüm kişilere gitmesi gibi.
Bu şekilde düşünüldüğünde cevaplar şu şekilde ortaya çıkıyor.
-madde iki enerji barındırır.(potansiyel ve kinetik)
-Işık boşlukta enerjiye eşlik eden dalga parçacığıdır
-Belirsizlik ilkesinin neden olduğu ortaya çıkabilir.(yani eğer bir madde sahip olduğu hareketi belirli bir konumda depolayamazsa daha geniş bir konuma sahip olur.Hız artıkça dengesizlik artar.)
-Enerjinin durgun bir konuma sahip olabilmesi için yeni bir enerjinin gerekliliğini ortaya koyar.
-Kopenhag yorumuyla ilgili olarak maddenin bulunma olasılığından çok maddenin zaten enerjisinden dolayı o konuma sahip olduğu .Yani maddenin dalgasal formu.
-Yani ışık boşluk enerji yoğunlaşması olabilir.
Fakat hala cevaplayamadığım bazı sorular var "Enerji neden maddeye dönüşür?"."Acaba tüm bu maddelerin tek bir kökenimi var?".yani beni sizi oluşturan elektron tek bir elektron mu?.Madde sadece konuma sahip olabilir mi?"   


   
    porofsercan porofsercan  23 Temmuz 2014
maddenin sadece konuma sahip oluşu şu sorunuda ortaya çıkarıyor eğer hepsi tek maddeyse neden aynı anda hepsi aynı davranmıyor,ayrıca belirsizlik ilkesi proton etrafında dönen elektron için geçerli diğerlerinin (mesela foton) kıstırıldığı bir geri dönüşüm olmadığı için belirsizlik ilkesi fotona sökmüyor....olsun ilerliyoruz konuyu boş verme sakın olmadı pm at :D   


   
    keşmekeş kesisci  23 Temmuz 2014
Belirsizlik ilkesi bildiğim kadarıyla
Konum*hız tüm atom altı parçacık için geçerli. Yoksa kuantum alan denklemleri olasılık yorumuna göre düzenlenmezdi.bahsettiğim olgu rölativistik hızlara sahip atom altı parçacıklar için(nötrinolar,elektron foton)yani eğer hız sonsuzluk limitine ulaşırsa konumda sonsuzluğa uzanır.Bu şekilde ışığın boşlukta nasıl ilerliyebildiği ve neden sabit bir hız değerine sahip olduğu açıklanması olabilir. Böylece dolanıklığın neden olabileceğiyle ilgili de bir fikir sahibi olunabilir.Neden maddelerin aynı şekilde davranmamasında ise.Anlatmak istediğim enerjinin bir okyanus olarak düşünülürse başka bir enerji türünü enerji yoğunlatırarak belirli bir hız ve konuma sahip olmasını sağlıyor.Benzerlikten kastım bu.Ayrıca eğer madde 0 kelvine yakşatığında sadece konumun kaldığını bilmekteyim
   


   
    Burtay Mutlu  23 Temmuz 2014
Öncelikle profsercanı bir noktada protesto ediyorum. (Ciddiye alıp, almamak ona kalıyor böylece :-). Cep telefonu veya facebook mesajı gibi yazmayın. Konuları birbirine girmiş bir karışıklıkta aktarıyorsunuz. Değerli bir bilgi birikimine sahip olduğu görülen fikirleriniz ve bakış açınız tam anlaşılmıyor.

   


   
   
Burtay Mutlu  23 Temmuz 2014
Şimdi soruya gelelim. Niye mükemmeller ?
Çünkü sorular temel olanlar. Yani bir çok karmaşa, kaos ve mevcut durumun nedenleri bu soruların cevaplarında gizli.

Buna Japonca da "şibumi" derler. (Sıfat olarak shibui'ye de bakabilirsiniz).

S-1)Işık niçin hem dalga hem parçacık?
Bence bunun ana nedeni uzayın, zaman ile iç içe geçmiş olmasından kaynaklanıyor. Zaman bir genleşme değeridir. 1 cismi sabit bir evrende 3 boyutlu olarak koordinatları ile tanımlayabilirsiniz.
Ama genişleyen bir evrende aynı cismin konumunu tanımlamanız için 4ncü boyut gerekiyor; yani zaman. Ancak bu şekilde o cismi bulabilirsiniz evrende.
İkinci bir nokta zaman elastiktir ve her yöne genişler. Bu da uzayı da aynı şekilde genişletir. (Bu nedenle zamanın, fraktal bir yapıda olması gerekiyor.)
Üçüncü nokta; ilk genleşmenin başlangıcında (3–4 farklı varsayımım var ama önemli değiller bu tartışmada) uzay-zaman genleşmesi dalgasal bir hareketti. Hala da dalgasal hareket ediyor.

Bu nedenle kuantum dualitesi karşımıza çıkıyor. Atom altı parçacıklar, gözlemlenmedikleri zaman içindeki parçacıklar, deniz dalgası içindeki köpükler gibi, dalgayla hareket ediyorlar ve girişim oluşturuyorlar.
Diğer yandan gözlemlendikleri zaman, artık elimizde dalga üzerindeki “herhangi elektronlar ya da fotonlar” yok. “Belli olan ve doğrusal hareket eden” gözlemlediğimiz parçacıklar var.
Gözlemlediğimiz parçacıklar, lineer hareket ederken, gözlemlemediklerimiz doğal olarak dalga ile hareket ediyorlar.

Eğer 100 milyon parça gözlemlesek, 100 milyonunda nereye gittiği belli olacak.
Bu arada gözlemlenemeyenler dalga halinde hareket edecek.

Gözlemlemediğimiz zaman kaç milyon parçacık yolladığımızı bilemeyeceğimiz için, bunlardan kaç tanesinin belirlenen noktaya isabet ettiğini, kaç tanesinin diğer olasılıklara hareket ettiğini bilemeyiz.
(Atom altı parçacıkların bu şekilde davranması bana çok mantıklı geliyor ama tam aktaramadım. :-(

Bu bir adamın 100 defa aynı noktaya top fırlatmasına benziyor. (Gözlem/Ölçüm; doğrusal ).
Diğeri ise 100 topun aynı anda savrulmasına benziyor. (Gözlemlenmeyen, dalgasal)

( http://www.youtube.com/watch?v=GFMa_xShJz0)

Aynı şekilde dalganın hızı içindeki parçacığında hızı olacaktır. Bizim gözlemleyebildiğimiz evrende bu nedenle hiç bir şey, içinde bulunduğu ( zaman) dalgasının hızını aşamayacaktır. Aşabilirse bu evren için var olmayacaktır artık.

S-2) Işığın konumu sonsuz olabilir mi? - Bunu düşünüyorum hala

S-3) Işık boşluk enerjisi yoğunlaşması olabilir mi ? — Bilmiyorum. Ama daha önce maddelerin uzay-zaman dokusundaki etkileşim sırasında kendi yaydıkları minik dalgalar olduğunu düşünmüştüm. Bu sayede de farklı her kütleye sahip parçacık ki farklı boylarda dalga üretiyordu. Maddelerin titreşimlerinin ve dalga boylarının farklılığını buna bağlamıştım.

S-4) Işık enerjisi biterse, ne olur? Bitemez... Bitmez, uzay-zaman dalgası içinde ve onunla hareket ettiği için onun hızına ve enerjisine tabii. Arada kütlelere denk gelirse kütleyle olan etkileşimine göre frekans kaybı olabilir. enerji yitirebilir ya da kazanabilir. (Frekansı, rengi değişebilir) .Ya da tamamen soğrulup atomlarca farklı ve tek frekansta ışımaya neden olabilir. (Lazer, Fotolüminesans gibi...)
   

   
    keşmekeş kesisci  24 Temmuz 2014
Çift yarık deneyi ile ilgili olarak;
Düşünceme göre durgun maddenin hızı rölativistik hızlara kaydıkça konumu belirli bir noktadan kayıp konum sonsuza doğru yaklaşıyor.Maddenin gözlemciye bağlı olarak girişim veya parçacık özellik göstermesi şu şekilde açıklanabilir
Maddenin hızı arttıkça konumunun artması maddenin olabilceği olasılıktan çok zaten o olasılık dalgasındaki heryerde olması yani olasılık değil yani madde "aynı anda birden fazla konumda" eğer biz belirli bir noktasal konum almayıp parçacığı dalga şeklinde gözlemlersek ışık dalga özelliği gösteriyor. Ama deliklerden bakıp belirli bir noktasal konumu takip edersek belirlediğimiz konum sabit olduğu için ışığın sadece o konumdaki etkisini gözlemliyoruz. Bu şekilde ışık parçacık özelliği gösteriyor
Sonuç
-Yani ışığın olasılık dalgası yerine hızından dolayı sahip olduğu konumlarda olduğunu
-Yarıklardan bakılırken ışığın sadece belirli bir noktasındaki konumunu göz önüne aldığımız için sadece o konumda gösterdiği özelliği gözlemliyebiyoruz.





==============================
     Cansız Bilinen Atomlar Canlımı ?


İhsan Karataylı , 06 Temmuz 2014 , 10 cevap   
   

   
    İhsan Karataylı  06 Temmuz 2014
Benim sizlere bir sorum olucaktı simdi dünyanın oluşumunu herkez biliyordur.Big bang oluyor büyük bir parçanın etrafında kçk parçalar toplanarak dünyayı oluşturuyorlar.Peki dünyaya çarpan astroidler meteorlar fln hepsi cansız atomlardan oluşan cansız maddeler dünyada meteorlardan başka birşey yokken nasıl oluyorda canlı ortaya çıkıor ve evrimleşiyor insana kadar gelior ?

Yani eger dünya oluştugunda içinde tek hücreli veya herhangi bir canlı türeye biliorsa şuan bile devam etmesi gerekmezmiydi. Sürekli yeni türler oluşması lzmdı yada evrimleşme olması lzmdı. Eger konunun en başından itibaren geldigimizde Bütün Maddelerin canlı oldugunu varsayarsak evrimleşip bu hale gelmesi normal ama güç olabilir.Fakat canlı olmayan maddelerin canlı hale gelip evrimleşmesi oldukça güçtür. Yorumlarınızı bekliyorum.   


   
    Burtay Mutlu  07 Temmuz 2014
Asimov'un bir roman dizisinde Gaia vardı. Tek bir bilinç halinde organize olabilen bir gezegen. Cansız maddelerde bilinç kazanıyordu.
İlk önce “canlının ve canlılığın” doğru tanımını yapmak lazım. Doğmak, büyümek, çoğalmak ve ölmek ise canlılık bazı problemlere saplanmak mümkün bence...
Canlılığı; "ne düzeyde olursa olsun bir bilince sahip olma ve sistem içinde bir işlev görüp sürekliliğini sağlamak" olarak ele alırsak kavram genişler.
Canlı da, canlılığa sahip bir sistemler bütünü olarak ele alabiliriz.
Sorunuz aslında çağlardır felsefecileri ve din adamlarının meşgul etmiş bir sorudur. Canlılık, hayat, ruh için tanımlar aramışlardır. Yukarıdaki tanımlara ekleyici, geliştirici hatta tamamen değiştirici birçok tanım ekleyebilirsiniz.


Cevabıma (inancıma) gelince; Canlılığı en basit anlamdan, bilinçli olarak gelişebilme ve üreyebilme işlevleri açısından ele alacağım.
Deniz dibindeki çeşitli metal iyonları, benzer elektrik yüklerine sahip olmalarına rağmen, aynı metal atomlarını toplayarak büyürler. Zaman zaman kırılan parçalar da kendi başlarına iyon toplamaya devam ederler.
Yoğun çözelti halindeki bazı moleküller sıcaklık, basınç gibi durumlarda birleşerek farklı atomik ya da moleküller bağlar kurarak kristalleşirler. En güzel su buzu ile çeşitli kalsiyum, karbonat ile klorür ve klorit tuzları buna örnek olabilir. Benzer molekülleri toplayarak büyürler. ( Hediyelik eşya olarak ta satılan ”büyüyen kristaller” var.)
Yine bazı araba üreticileri, hafızası olan metallerle jantlar üretiyorlardır. Jant eğildikten sonra üzerine bir kova kaynar su dökmek, eksi haline dönmesi için yeterli oluyordur.

Gene son dönemlerde kristallerin yapıları üzerinde bilgi depolama teknikleri çalışmaya başladı. En küçük birim petabyte olacak gibi…

Ama bunların hiç birini canlı ve canlılık olarak ele almıyoruz, çünkü aradığımız bilinç yok. Diğer yandan yarın öbür gün kendi kendine öğrenen yazılımlarla olan ilişkimizde; karşımızdaki bilinçli ama vücutsuz varlıklara ne diyeceğiz?

Eğer bir atom’un ya da molekülün başka atom ve/veya moleküllerle bağ kurması, uzun molekül zincirleri oluşturması sonrasında kopan zincirlerin etraftan materyal alarak kendisini tamamlamasını canlılık olarak sayarsak, birçok atom ve molekül içinde canlılık emareleri var diyebiliriz.
Ama bu bir bilinçle desteklenmiş uygulama olmadığı için canlı diyemiyoruz. Hepsi moleküllerin elektrik yüklerine göre çeşitli ortam atom ya da moleküllerini kendilerine çekerek ortak bağ oluşturmaları sonucu oluşuyor.
Yani tamamen kimyasal işlemler.
Ancak ilk yarı canlı örnekler de bu kimyasal işlemlerin sonucunda oluşmuştur. Birçok aminoasit moleküllünden 20 tanesi ( Hepsi ışığı aynı yöne polarize ediyor) yaşamın temel taşı olarak, kendisini kopyalayan ve bu şekilde çoğalan molekülleri oluşturdular.
İlk ilkel canlı diyebileceğimiz basit mikroorganizmalar ise çok basit moleküllerin bir araya gelerek oluşturduğu yapılardı. Önceleri birkaç molekül bir araya geldi, bir kısmı kopyalamayı sağlarken bir kısmı çevreden materyal sağlıyordu. Bir kısmı da yeni moleküllerle bağ kurulmasını sağlıyordu. Böylece uzun zincirli dev moleküllerle dolu bir çorba içinde, hayat dediğimiz yapı başladı.

Yani cansız maddelerin uzun bir süreçte, çok fazla olasılık içinde kendisini kopyalayabilecek, çoğaltabilecek molekül zincirlerinin de oluşturması şaşırtıcı değil. Saniye de (10 üzeri 10) molekülün bağ kurup, daha güçlü yapılar oluşturup, bozulduğunu düşünün. Bir de bu saniyelerin en az 2.5 milyar yıl sürdüğünü düşünün… Ne kadar çok olasılıkta moleküller oluşmuş ısı, basınç, ultraviyole ışın gibi etkilerle bozulmuştur kim bilir. İçlerinden birkaç tanesi belli koşullar altında bütünlüklerini koruyorlar. Bütün olay da bu zaten.

Tabii burada önemli çıkıyor karşımıza; Evrim ve hayat nedir? Bu felsefi ve cevabı kişiye göre değişiyor.

Evrim hayatın doğal ve gerekli bir parçasıdır. Aksi halde canlılık; şartlara göre uyum ve süreklilik sağlayamazdı. (Buradan hayatı çok bileşkeli ve yönlü bir “sistemler bileşkesi “ olarak ele alıyorum.)
Evrimdeki temel amaç, canlılığın sürdürülmesi ve aktarılmasıdır.

O zaman ikinci soru geliyor karşımıza; Hayat’ın amacı nedir?

Çok kısa özetle; İlk varoluşunda evrendeki engin ve dingin yapı bozulunca, yeni sistemler oluştu… Tüm bu sistemlerde tekrar nötr diyebileceğimiz eski durumlarına dönmeye çalıştılar. Sonuç olarak bu amaçla bileşikler ve birleşimler oluşturup, canlı dediğimiz üst yapıya kadar ulaştılar.

Canlı, canlılığı yanında geliştikçe bilinç de kazanmaya başladı. Böylece hayatın amacını en üst düzeyde bilince sahip bir organizmaya doğru evrilmek olduğunu varsayabiliriz. Bilinç düzeyinin artması ile bir gün canlılığın fiziksel beden dediğimiz sistemlere de ihtiyaç duymayacağını, hatta evrende şu an bile böyle yaratıklar olabileceğini düşünüyorum.
Ama bunları doğrulama ya da yanlışlama imkânı yok. Bu nedenle tüm yazdıklarım sadece inanç çerçevesinde geçerlidir. (Bilimsel değeri yok, belki, ilham verici olabilir en fazla)

Evrim ve süreci bize çok uzun ve meşakkatli bir süreç gibi gözükse de; bütün her şeye hakim bir bilinç için bir anlık bir iştir. Eğer amaç her şeyi birbirine, sebepler zincirleri ile bağlamak ise bununda en temelle bir bağının (yani ilk kütle ve parçacıklarla başlayan bir sürecin içinde) olması çok doğal değil midir? (Evrimi reddetmek bana göre Allah’ın mucize de adını verebileceğimiz muhteşem sistemini anlamamak ve O’nu inkâr etmektir. Ama bunlar bu sitenin içeriğinden çok ayrı felsefi konular.)

Not: Felsefe; kelime anlamıyla, “bilgiden bilgi üretmektir.” Felsefeci de bu bilgiyi üreten kişi.
"Bilgi ancak bilimsel temelli olursa (doğrulanabilir ya da yanlışlanabilir) geçerlidir." Eğer bunlar yoksa; safsata ve inanılan bir sezgiden başka bir şey değildir. Böyle yapılan bir şey de felsefe değil, demagogların boşa kürek çekmesidir.
   


   
   
muzaffer borazan  14 Temmuz 2014
Önce canlıyla cansız arasındaki fark nedir ? bunu cevaplamamız lazım.
Genel anlamda Dna'sı olan varlıklara canlı diyoruz sanırım. Ama bu ne kadar doğru felsefi açıdan tartışılabilir.

Mesela insan beynindeki özelliklere benzer şekilde biligisayarda yapay zeka oluşturulursa canlı mı sayılacak.

Bence canlı cansız yerine bilinçli bilinçsiz diye ayırmak daha doğru olabilir.
   


   
    muzaffer borazan  14 Temmuz 2014
Kendi yorumumdan sonra üstteki Burtay beyfendinin yorumunu okudum ve benzer şeyler yazdığımızı fark ettim, şaşırdım :)   


   
    İhsan Karataylı  16 Temmuz 2014
Sonuç olarak cansız bilinen maddelerin bile atomlarında nasıl olması gerektiklerine dair kodlar var.Tamam belki biraz saçma veya çılgınca gelebilir ama bunların evrimleşip canlı varlıklar oluşturmadıklarını bilemeyiz.Sonuçta dünya oluştugunda dünyada canlı varlık oranı %0 dı hiç yoktu.  
 


   
    Burtay Mutlu  19 Temmuz 2014
Öncelikle bu konuda tekrar merhaba :-)
Haklı olduğunuz nokta ve benim kafamda da bulanık olan nokta aynı. %0 canlılıktan, canlıya NASIL geçildi?
Saçma ya da çılgınca değil, tam tersi bence çok akıllıca bir soru.
İlk canlı sıfatını hak eden varlığın nasıl oluşabildiğini anlasak devamının da ( çoğalma, evrim, türeme, türleşme filan) kalan hepsini birleştirebiliriz.
Ama ilk olan için sorun var. Belirsizlik çok fazla. Eğer işin içine Tanrı'yı sokacaksak iş çok kolay. Fakat bu sefer evrenin geçirdiği bunca süreç anlamsızlaşıyor. O zaman daha baştan canlıyı yaratmak için bu kadar zaman ve enerji harcamasına gerek yoktu... Evrendeki her şey verimli bir dengede olduğuna göre, bu konuda da aynı şekilde yaratması mantıklı geliyor. Bu nedenle Tanrı'yı evrenin ilk varoluş anında bırakıyorum. Ondan sonraki gelişen doğal sürecin bir parçası olmalı hayat.
Dün "ütopik izmir" adlı facebook sayfasında bir haber paylaşıldı. Enerji ihtiyacını taş ve metalden elektron kopararak sağlayan bir bakteriden söz ediyordu. İlkel, her yerde var olan bir bakteri. Enerjisini de diğer canlılar gibi besinleri parçalayarak çıkan elektronlarla değil, direk elektron hasat ederek sağlıyor.
O zaman bu tartışma konusu geldi aklıma.
2 hafta evvel daha önceden bildiğim ama alıcı gözle bakmadığım bir konu geçti bir bilim teknik dergi ekinde; sistemlerde "kritik durum" ile ilgiliydi. Özü tüm sistemler düzen ile düzensizlik arasında ince çizgide kritik noktada oldukları ve bu şekilde değişimlere uyum sağladığıydı. Çeşitli örnekler vardı. (Arı kuşu, nöronlar filan)
Bundan sonrası biraz felsefe... Ama bana göre bu bakış açısı canlılığın oluşmasında da anahtar rol...
Eğer evrenin homojen, durağan bir yapıdan oluştuğunu düşünürsek (varsayım), sonradan Kaos'un oluştuğunu, tüm oluşan parçaların tekrar denge durumunu aramaları normal olurdu.

Yani oluşan tüm madde ve enerji (somut bildiklerimiz) durağanlığa dönüş durumunda olacaklardır. Çünkü dengeleri bozulmuştur. Diğer yandan evrenin çok büyük bir kısmı yapısını bozmamıştır. Bizim bildiğimiz evren ve enerji, bütünde daha çok bir kaç kanser hücresi gibi zaten.
Bu eğilimin oluşan parçacıkları denge oluşturmak için sistemler oluşturmaya ittiğini, oluşan sistemlerin de daha büyük sistemlere dâhil olarak iç ve dış denge ile bu kritik noktada varlıklarını, değişimlere adapte olarak sürdürdüklerini düşünüyorum.

Kuarklar, protonlar, nötrınlar, elektronlar derken atomlar'da daha üst bir sistem olarak moleküllerde buluştu. Moleküllerin denge durumunu korumaları ise diğer moleküllerle olan etkileşimlerine bağlı. Eğer moleküller arası çok fazla etkileşim olmaz ise moleküllerin de yeni denge sistemleri oluşturmaları mümkün olmaz. Ama sıcak, hareketli ve yaygın bir çözücü içinde (sıvı su gibi) çok sayıda farklı molekül birbirini etkiler, atom ve elektron alır veya koparır...
( Bu nedenle zaten yaşamın olabilmesi için önce sıvı bir çözücü şart düşünülüyor. )
Aynı zamanda moleküllerin bu kadar yoğun etkileşimde olması uzayda her yerde mümkün olmadığı için, yaşamın oluşma koşullarını sınırlı tutuyoruz.
Ama bizimki gibi karbon bazlı bir yaşam yerine, başka bir gezegende sıvı çözücüye ve ortam ısısına göre silisyum tabanlı bir yaşam şekli çıkabilir. Karbon altıgen yapısıyla çok güçlü ve çok olasılıklı bağlar kurma yeteneğine sahip… Grafit gibi paralel ve dağılan yapılardan, elmaslara kadar. Silisyum için de benzer özellikler var. Ama sanırım biraz daha sıcak bir ortam gerekiyor.
Bir bilim kurguda dünyanın magmasında nefes alan yaratıklar, keşif için yüzeye geliyorlardı. Sonra dünyanın asıl sahibi sorunu nedeniyle tartışmalar çıkıyordu :-)
Neyse bu denge kurmaya çalışan sistemlerin bir kaç tanesi yeni bir denge kurarak, bu az evvel sözünü ettiğim "sadece elektron yiyen bakteri"nin atalarını oluşturmuş olabilir.
   


   
    Burtay Mutlu  19 Temmuz 2014
Bu yazı farklı bir açı olarak ele alınabilir.

bit.ly/1mqIv3u   



   
    İhsan Karataylı  19 Temmuz 2014
Öncelikle birşey söylemek istiyorum sordugum sorulara cevap veren tek kişi sizsiniz size çok çok teşekür ediyorum galiba siteye devamlılıkla giren ikimiz varız diyebilirim :) . Şimdi konuya geçeyim yani kısaca anlatmak istediginiz dünyada birden bire bir canlı türemesi için gerekli etmenler mevcut aslında sizin yazınızı okuduktan sonra mantıklı geldi.Ayrıca geçenlerde yanılmıyorsam satürn'ün uydusu olan titan'da dev donmuş su kütleleri oldugu söyleniyordu. Ozaman oradada yaşam olabilirmi yada yaşam yeni yeni oluşuyor olabilirmi ? Bide bahsettiginiz bilim kurgu dizisi Doctor Who'mu çünkü öyle bir bölüm hatırlıyorum. İnsanlar ile dünyanın eski sahipleri arasında anlaşmazlıklar çıkıordu eski sahipleri yer altından geliorlardı büyük bir hayranıyımda :=)   


   
    Burtay Mutlu  21 Temmuz 2014

Merhaba...
Öncelikle siteyi takip eden çok.
Ancak cevap vermeye tenezzül eden sayısı az. :-(
İşin doğrusu; bizim kültürümüzde insanlar daha sonra utanacakları bir duruma düşmekten korktuğu için düşünce paylaşmama hastalığı var.
Bizim insanımızın; illaki "yazdığı şey doğru" olacak. Yanlış bir şey söylemez, yapmaz, yazmaz.

Bu kültürün uzantıları olarakta, paylaşmakta, tartışmakta zorlanıyoruz.
Yanlışlarımızdan korkmamayı öğrenene kadar da böyle olacak. Tabii bu yüzden de ülke olarak fazla ileriye de gidemeyeceğiz.,

Dizi'ye gelince, sanırım Dr. Who :-) Ben de severim.
Sıvı suyun veya başka bir sıvı çözününün (mesela metan gazı) olduğu yerlerede, o şartlara uygun hayat olabilir.

Derin deniz dibinde çok uç koşullarda yaşayabilen dünya canlıları var.

Üstelik bu dev gezegen ayları, gezegenlerin çekim kuvvetinden dolayı sürekli gel-git yaşıyor. Bu nedenle bu dev ayların içlerinde muazzam enerjiler var. Bundan faydalanan canlı formaları olabilir.

Bütün temel sorun; insanın kibiri. Eğer başka canlılarında olduğu kesin saptanırsa, toplumsal düzenin temellerini sağlayan dinlerin durumu ve yorumu nasıl olacak?
Her şeyi kendisine ait ve kendisi için gören, kullanan, tüketen insanlığın egosu ne olacak?
İnsanlık bu olgunlukla bu konuyu çözene kadar bu konuda kesin net bir şey söylemek zor bu yüzden...

Ufak bir yanlış anlama olmuş sanırım: Canlılık dünya üzerinde birden bire var olmadı...
Muazzam sayıda ve muazzam farklılıkta olasılıklar içeren gene muazzam sayıdaki moleküllerin sadece 23 tanesinin 1,5-2 milyar yıllık kombinasyonlardan başarılı çıkması söz konusu.
Bu da zamana yayılarak aşam aşama olmuştur büyük ihtimalle.

Bu gün düşen meteroitlerde ve özellikle kuyruklu yıldız parçalarında çeşitli organik moleküller saptanıyor. Hatta dünya dışı farklı amino asit molekülleri de bulunuyor.

Her olasılığa açık olmaya ama kesin olanlara sadece evet demeye çalışıyorum.


   

   
    Burtay Mutlu  22 Temmuz 2014

Eğer İnglizceniz yeterli değil ise; önce okuyun. sonra bir programla çevirin. Gene okuyun, sonra ingilizcesini okuyun. İşinize yarayacaktır.

http://www.iflscience.com/space/enceladus-now-top-candidate-extraterrestrial-life

http://www.iflscience.com/space/could-basic-life-exist-titan


========================

     Karanlık enerji teorisi tahmin edelim.


muzaffer borazan , 13 Temmuz 2014 , 4 cevap   
   

   
    muzaffer borazan  13 Temmuz 2014
Tabi ciddi bi teori üretmek haddimize değil belki ama tahmin edebiliriz en azından.
Bir yerde okuyup gördüğünüz teorileri yazmayın, kendi fikirlerimiz olsun sadece.

Benimki şöyle; evrenin genişlemesindeki balon örneğini bilirsiniz, o balonun genişlemesi için bir delikten üflemek gerekiyor.Aynı şekilde evrenin genişlemesi için de belki karadeliklerden evren dışından gelen bir enerji bizim evrenimizi de genişletiyor olabilir.
Ben karanlık enerjinin evrenimiz dışından kaynaklı bir nedeni olduğunu düşünüyorum.
Belki de evrenler arası çekim kuvveti var ve bizim evreni de genişletiyor.
Belki de evrenimiz hiç genişlemiyor. O da bir ihtimal.   


   
    Burtay Mutlu  14 Temmuz 2014
Neden haddimize olmasın? Fiziğin hesaplarını bilmiyor, formüllerini unutmuş olabiliriz.
Ama eğer bilimsel tekniklerle analiz yapmayı ve düşünmeyi biliyorsak ve bu şekilde bir şeyler bulmaya çalışırsak elbette doğru sonuçlar üretebiliriz.
Kaldı ki bizim sorunumuz doğru sonuçlar üretmekten ziyade, ürettiğimiz sonuçların doğru ya da yanlış olduğunu inceleyip anakliz edecek ve bilgi verecek teknik bir-bir kaç kişinin burada olmaması.
Ben formülleri bilimiyorum. ama okuyorum ve anlamaya çalışıyorum. Bazı sonuçlar üretiyorum. Bu sonucun "kendi içinde tutarlı" olduğunu düşünüyorum.
İşte bu nokta da tartışma panosunda bir kaç arkadaş,i benim göremediğim noktalarda tutarsızlıklarımı ve nedenlerini ortaya koyuyor. Düzeltiyorum böylece. Ya da başka biri düzeltiyor, ekliyor. Fark etmez. Ekip işi oluyor tartışma panosu ile aslında..

Bir de işi bilen birisi gelip, önerileri formüllere oturtsa ve uygulama bulup bulamayacağını belirtse fena mı olurdu ?

O zaman daha sağlam bakışlar geliştirirdik...

Bizim haddimize! Kimseden eksiğimiz yok.

Bir nokta hariç; eksiğimizi tamamlayacak kişilerin sayısı çok az.

Kendi fikirlerimize gelince...
Bu tartışma panosunda hoşlanmadığım ve hatalı bir nokta var. Herkes bir soru soruyor. Sonra o soruya verilen cevaplarla ilgileniyor. Soru orada kalıyor. Cevaplar orada kalıyor.
Kendi sorusundan başka sorularla ilgilenmiyor. Başka cevapları gözlemlemiyor. Dilerim Muzaffer Bey'in sorusu da böyle kalmaz.

Kendi adıma karanlık enerji
1) Zamanın ta kendisidir. Genişlemenin ana sonucudur.
2) Bir akdelikten çıkan madde ve enerjinin yansımasıdır.
3) Bir ilk kuvvettir. İlk genişleme hızını başlatmış ve orada kalmıştır.
4) 1 ile 3 aslında aynı. Bu madde de ise farklı olarak evrenin ilk varoluşunda sabir bir nokta var. Evrenin kuantum dalgalanmasında, bu sabit noktaya sürekli ve düzenli buran evren-zaman dokusunun oluşturduğu bir dalgalanımın etkisi olabilir.



   
    muzaffer borazan  14 Temmuz 2014
Haddimize değil derken, şahsen ben matematik mezunuyum. Önemli bi fizik eğitimi almadım. Ama bu konulara aşırı ilgim var.Sürekli takip ederim.

Ama zaten karanlık enerji gibi konularda teknik fizik bilgisi gerekmeyebilir.Daha çok yaratıcı ve mantıklı düşünceyle alakalı çözüm üretilebilir.

1. maddenizi beğendim. Hiç o açıdan bakmamıştım.Muhtemelen bilim adamlarının da aklına gelmiştir. 2. madde benim görüşüme de benziyor.

Eğer bir gün karanlık enerjinin sırrı çözülürse ve benim önerilerimle benzer çıkarsa, ' ben daha önce söylemiştim' derim hiç olmazsa.:)   


   
    Burtay Mutlu  15 Temmuz 2014
Haklısınız... Yeden göğe kadar... Zaten bende karanlık maddenin ve enerjinin ne olduğunu çözdüm. Ve Söyledim... Yazdım. Şimdi geliştiriyorum. Kabul görmedim ama bir gün anlayacaklar haklı olduğumu. :-)))
Şaka bir yana gerilemeye çalışan bir toplumun, ileri çıkış arayan bireyleri olarak elbirliğimiz şart.
Çorba da tuzumuz olsun bizimde...

Olayları farklı bakış açılarından gördükçe, kendi olgularımızı da geliştirebildiğimiz için bu site bize bir şans.

Ve haddimize... Tamam, benim değil.
Şahsi olarak eğitimini almadığım bir alanda fikir beyan ediyorum. Belki, 1-2 kişide “şimşekler çaktırırım” diye.
Bir gün bu sitedeki daha genç ve eğitimini almış birisi muhakkak başaracak… :-)
2nci maddedeki görüş mesela bu sitedeki Mertali Mutlu isimli bir arkadaştan aldım. Kaynağı o..
Ben daha çok birinci madde çerçevesinde geliştiriyorum bakışımı…
Sizinkini de öğrenmeyi çok isterdim…



========================================
 Zamanda Yolculuk Mümkün Mü?


eray aktokluk , 08 Haziran 2014 , 6 cevap   
   
   
    Orhun Demirci  08 Haziran 2014
teorik olarak mümkün ayrıntılı açıklama istersen yorum at   


        eray aktokluk  08 Haziran 2014
peki zamanda yolculuk ile ilgi paradokslar ne olacak?
ayrıca daha ayrıntılı bilgi verirsen sevinirim.   

   
    eray aktokluk  08 Haziran 2014
bence zamanda geleceğe gitmek mümkün olsa da geçmişe gitmek mümkün olamaz.   

   
    Orhun Demirci  09 Haziran 2014
şimdi dünyadan yapılan ilk radyo yayınını düşün 200 yıl önce yapılmış olsun ve ışık hızıyla kareket ettiği için şuan 200 ışık yılı uzakta dünyadan. sen dünyadan çıksan ve ışık hızından daha hızlı gitsen bu radyo dalgasını bir yerde yakalarsın. ve ilk yapılan radyo yayınını duyarsın. yani sana göre o an dünyada daha ilk kez radyo yayını yapılmıştır. yani sen dünyaya göre 200 yıl geriye gitmişsindit. ama bak bu çok önemli DÜNYA YA GÖRE.   

   
    eray aktokluk  09 Haziran 2014
sen sadece 200 yıl önceki sinyali duyarsın beden olarak yada zaman olarak geriye gitmezsin.   


   
    Burtay Mutlu  13 Haziran 2014
Aslında zamanda geriye gidebilirsin ama hiç bir şey bulamazsın... Sadece hiçlik. Işık hızından daha hızlı olman yeterli.

Evren ışık hızı ile genişliyor. (Benim iddiam). Ve sicimler bu hız sayesinde yoğunlaşıyor ve maddeye dönüşüyor.

Ancak madde olarak varlıkları sadece zaman içinde , akıntıyla mümkün... Bu yüzden zaman akıntısıyla, genleşmenin bir parçası olarak varlar. Zaman yok ise, madde de yoktur. Tekrar sicimlerine ayrılır.
Diyelim ki, özel bir enerji alanı ile zamanın akışına ters gidebildiniz.
Madde olarak varlığınızı korudunuz.

Ya gittiğiniz zaman diliminde hiç parçacık kalmamış olduğu için, boş bir evren bulacaksınız. Ya da sizi oluşturan madde; ya o dönemde bulundukları yer neresiyse oraya dağılacak. Ancak belki enerji alanı içinde bir hayalet gibi varolmak mümkün olacaktır.

Yani geçmişin görüntülerine hiç bir şekilde müdahale edilemeyecektir.
   



===========================================================

     Evren Küçülüyor mu?

Zeki  ASI , 08 Haziran 2014 , 2 cevap   
   

   
    eray aktokluk  09 Haziran 2014
evren şu anda küçülmüyor olsada evren büyeme sınırana geldiğinde küçülecek.   


   
    Burtay Mutlu  11 Haziran 2014

Forumda yazanlardan Mertali Mutlu'nun bir tartışmasında akdelikleri sorgulamıştı.
Karadelik var ise akdelik'de olmalı demişti. "

"mertali mutlu 12 Mart 2014
evet bazı bilimcilerin çalışmaları da bunu gösteriyor fakat karanlık madde olması mümkün değil bence de madde sonsuz yoğunluğa dayanamayıp atomlar parçalanıp ardından proton nötron ve ardından kuarklar ayrılıyor ve ardından enerjiye dönüşüp genel görelilik teorisinde bulunan ak delikten başka paralel bir evrene ve ak delikten çıkarak madde formuna geri dönüyorlar "

Geçenlerde bir hortumla sulama yaparken bir şey dikkatimi çekti.
Suyun debisini azalttığımda, düz betona düşen suyun hareketini izledim. (Su sürekli akıyor)

Önce su düz zeminde dairesel olarak genişledi. Akan suyun basıncı (yükseltme alçaltma, sıkma işlemleri olmadığı) ve su debisi sabit kaldığı sürece, bir sınıra kadar genişledi. Burada kendisine bir su duvarı oluşturdu. Ve sabitlendi.

Ondan sonra dikketimi çeken şey, merkezden dış çeperlere yayılan sürekli ve düzenli bir dalgalanım olduğu idi.

Bu dalgalanımın "zaman" olduğunu varsayarak, üzerine bıraktığım toz taneciklerinin hareketini izledim. Bir kısmı birleşip daha büyük topaklar oluşturdu ve dalgalanımda çöküntülere neden olup, dalgaların frekansını ve yapısını değiştirdiler. Yani kütlenin uzaya yaptığı gibi büktüler.
Çoğunluğu ise dalgaların üzerinde dış çeperlere doğru ilerledi.

Daha önceki tartışmalarda da ileri sürdüğüm varsayımlara uygun olarak konuya devam edersek.

Ya bizim evrenimiz, kocaman bir karadeliğin akdeliği ise...
Bu durumda tekil madde akışı olduğu sürece evren varolacak. Ancak sınırını genişletmeyi durduracak. Fakat içindeki toz parçacıkları için genişleme göreceli olarak sürecek.

Eğer tekil madde debisi azalırsa, sınırlar küçülecek. Evren daralacak. En son madde akışı bittiğinde, çökecek ve tüm içeriği düz, zamansız (dalgasız) bir halde kalacak. Bu durumda (birleşip maddeye dönüşen ) topaklarda tekrar toza (tekil maddeye) dönüşecek.

Yazımın bilimsel bir değeri var mı bilemem, gerçek fizikçiler takdir edecektir.
Ama bakış açısının farklılaşması ve derinleşmesi açısından faydalı olacağına inanıyorum.



======================================================================

     sizce zaman kavramı tam olarak nedir?zamansızlık diye bir şey var mıdır?


necati taş , 03 Mayıs 2014 , 4 cevap   
   
   
    necati taş  03 Mayıs 2014
bilimsel olarak...
   

   
    Burtay Mutlu  05 Mayıs 2014

Daha önce bu konuda bu tatrışma panosunda açtığım bir yazı var.
Orada daha ayrıntılı olarak konuyu irdeledim.
Zaman bana göre kısaca, evrenin genişleme hızından başka bir şey değil. Evrenin genişlemesinin bir türevidir. Dalgasaldır.
Zamansızlık diye bir durum elbette var. Bulunduğumuz evrenden çıkabilirseniz zamansız bir boyuta geçersiniz çünkü orada uzay-zaman gerilmesi, genleşmesi yok. Ancak maddenin var oluşuda zamana bağımlı olduğundan, bütünlüğünüzü koruyacak şekilde bir alan içinde kendinize ait farklı bir zaman kavrayışına dahil olmak şart.
Tabii bunların hepsi varsayımım.

Esas olarak fizikçilerin açıklamalarını daha doğru olarak ele almakta fayda vardır.    

   
    Orhun Demirci  29 Mayıs 2014
zaman olaylar arası kıyaslamadır bence. tek olay olan bir evrende zamanın tanımını yapamazsın. ama iki olayın birbirine göre değişimi bize zaman dediğimiz şeyi verir.
   


   
    Burtay Mutlu  06 Haziran 2014

Olaylar arası kıyaslama kavramı zaten genel kabul gören yaklaşım. Sadece kelimeler farklı. Ama bu zamanın nasıl olupta fizik hesaplamalarıın içine dahil edilmesi gereken bir değişken olduğunu açıklamıyor.

Eğer fizikte "zaman"ı hesaplamalara katacaksak, ki katıyoruz; Bu durumda "zaman" bir "en, boy, yükseklik" gibi koordinat gösteren boyut olarak ele alamız gerekir.
Bu nokta da zaman ancak genişleyen bir evrende, bir boyut olarak var olabilir.
Çünkü diğer üç koordinatın yanına eklenince ancak, bir cismin bir önceki bulunduğu konumla bir sonraki bulunduğu konum arasındaki farkı bulmamızı sağlar "zaman".
Böyle alınca bir kıyaslamadan çok, cismin koordinat değişimini gösteren bir boyut olarak karşımıza çıkıyor.

Bir cisimin bir noktada ve belli bir zamanda bulunması ile, başka hiç bir şey değişmemek şartıyla 3 dakika sonra bulunduğu konumu başka nasıl saptayabilrsin ki?

Zaten boyut olarak ele almasak en basit fizik formüllerine "zamanın karesi" diye giremezdi.

keşmekeş kesisci  07 Haziran 2014
bana kalırsa zaman entropiyle alakalıdır. Düzensizlik artıkça zaman sistem için hizlanır. Hızlanan zaman sistemin dengesini bozar. Ve denge sistem için bozulur. Hem madem kütleden,uzunluğa kadar herşey göreceli neden zamana bağlı olan ışık hızı sabit olsun.

emin mf  07 Haziran 2014
zaman kavramını hiçbir zaman tam olarak kavrayamayız çünkü bilincimiz zamansızdır tıpkı fotonlar gibi.Hissettiğimiz zaman gerçek zamanın çok çok çok küçük parçasıdır.
3 boyutlu dünyada 4.boyut olan zaman hakkında fazla bilgi bilmiyoruz.


Burtay Mutlu  10 Haziran 2014


Zaman hakkında aslında bütün veriler elimizde, sadece göremediğimiz için bir kavram olarak ele alıyoruz. Bu da bizi soyut düşünerek hayal gücümüzle açığı kapatmaya ve metafiziksel açıklamalara yöneltiyor.

Zaman; evrenin genişlemesinden kaynaklanan bir yer değiştirme sürecinin ürünüdür.

Bence, Işık hızı ayrıca evren genişlemesinin hızıdır. Bu nedenle hiç bir şey bu hızı aşamıyor. En azından 4 boyutlu evrenimizde.

Şöyle düşünün; düz bir sıvı üzerine bir ağırlık düşsün. Sütün içindeki ilk dalganın üzerindeki bir toz parçacığınında bu dalga ile sörf yaptığını...
Toz parçacığının konumu ne olur ?

Merkezden uzaklaşırken dalga üzerindeki sörfçü toz, hız kazanır bu da kütle artışına neden olur. Ama dalga üzerinde kaldığı sürece, dalganın hızını geçemez. Geçerse, ona kütle kazandıran bu hareketi yitirir.
Eğer dalgayı 2 boyutlu değil de, 3 boyutlu olarak bir küre şeklinde düşünürseniz; Dalganın üzerindeki toz'un ilk konumu ile bir sonraki konumu arasında 4 boyut fark vardır.

İlk üç boyut göreceli olarak kürenin yüzeyine göre sabittir. (En, Boy, Yükseklik) yani diğer toz parçacıklarına göre konumu sabittir. Ancak bir kuvvet ile bu konumu değişir. Hareket eder.
4ncü boyut olan zaman ise direk olarak ilk başlangıç noktasına (big bang) bağımlıdır. Dlaga üzerinden her seferinde uzaklaşır. Bu da "zaman"dır.

İlk üç koordinat (toz parçası hareket etmediği veya üzerine kuvvet uygulanmadığı sürece) sürekli aynı kaldığı için genişlemenin merkez noktası bulunanamaz. Çünkü dalga üzerindeki parçacık için, ilk başlangıç zamanındaki evren ile sonraki evren aynıdır. (Aslında her yer merkezdir.)

Ama bütün değişimi 4ncü boyut yapar. Genleştirir. Kütle kazandırır. Birbirinden uzaklaştırır ve evrene dinamizmi verir.

Şimdi esas 5nci boyut'un nasıl bir şey olduğunu araştırma ve düşünme zamanı bence.


======================================================================


Ses kaybolur mu?

Aysegul Yıldırım , 06 Mayıs 2014 , 3 cevap   
       
    Burtay Mutlu  06 Mayıs 2014
Kaybolmaz ama şiddeti azalacak şekilde dağılır. Bir süre sonra şiddeti o kadar düşer ki algı sınırlarımızın altında kalır. Çok çok duyarlı ve hassas ekipmanla belki bir gün geçmişi dinlerler ama günümüzde değil.   
   
    Aysegul Yıldırım  07 Mayıs 2014
peki, ses nereye kaydoluyor olabilir? bir de big bang olayında oluşan seslerin videosunu gördüm ne kadar doğruluğu vardır ?   

   
    Burtay Mutlu  08 Mayıs 2014
Kayıt olmuyor... Ses dalgaları da bir enerji olduğu için bu enerji dalgaları etrafa dağılıyor. Kimi zaman bazı nesnelere çarpıp (yankı) bir miktar enerjiyi aktarıyor ve cisimlerin yapısına etki edioyr ama bunu bir kayıt olarak ele almak çok zor. Üstelik ses enerjisinin sıradan madde üzerinde yaptığı deformasyonu ölçüp sesi geri analiz edecek bir teknolojimizde yok.
Ama büyük çoğunluğu evrene dağılıyor.

Big bang esnasındaki ışıma'nın frekansı ile alakalı. Sabit bir frekans... (Büyük ihtimalle uzayın dokusundan kaynaklanan bir nedenle değişmiyor ama bilgim yok) Evrenin ilk var oluşundan sonra genişleyen evrenle aynı şekilde genişlediği için her yerde var. Aslında ışıma ama frekansından dolayı ışık dalgası değil, ses dalgası olarak saptayabiliyoruz.
Aynı dalgayı, eski tip televizyonlarda "karlanma" olarak da görebilirsiniz. :-)
Modern teknolojide bizler, çıkan sesin frekansındaki değişikliklerin, maddeler üzerinde yaptığı değişimleri kayıt altına alabiliyoruz. Fonograftan başlayarak, tüm ses kayıt sistemleri aynı mantıkta. Daha önce madde üzerine fiziksel olarak kaydedilen ses, daha sonra frekanstaki değişim bilgisinin dijital olarak kaydedilmesi için sayısala dönüştürüldü.
Ancak tekrarlanan ses ilk orijinal sesin devamı, parçası, kendisi değildir. Sadece bir klonudur.

(Tabii sesin ve enerjinin kaybolmaması (hatta düşüncelerimizle ürettiğimiz dalgaların dahi), metafiziksel açıdan incelenirse; evrene hakim çok yüksek bir bilincin her şeyi bildiğini, gördüğünü de düşünebiliriz. :-))) Ama bu sitenin amacına uygun bir tartışma konusu değil.:-)
Wikipedia da "Kozmik arka plan ışıması" başlığı altında daha ayrıntılı bilgi var.   



===========================================

     Sizce zaman kavramı tam olarak nedir? Zamansızlık diye bir şey var mıdır?

necati taş , 03 Mayıs 2014  

   
    Burtay Mutlu  05 Mayıs 2014
Daha önce bu konuda bu tatrışma panosunda açtığım bir yazı var.
Orada daha ayrıntılı olarak konuyu irdeledim.
Zaman bana göre kısaca, evrenin genişleme hızından başka bir şey değil. Evrenin genişlemesinin bir türevidir. Dalgasaldır.
Zamansızlık diye bir durum elbette var. Bulunduğumuz evrenden çıkabilirseniz zamansız bir boyuta geçersiniz çünkü orada uzay-zaman gerilmesi, genleşmesi yok. Ancak maddenin var oluşuda zamana bağımlı olduğundan, bütünlüğünüzü koruyacak şekilde bir alan içinde kendinize ait farklı bir zaman kavrayışına dahil olmak şart.
Tabii bunların hepsi varsayımım.

Esas olarak fizikçilerin açıklamalarını daha doğru olarak ele almakta fayda vardır.



====================================================


     Zamanda Yolculuk

ercan ercan , 01 Mayıs 2014 , 2 cevap   
   

   
    ercan ercan  01 Mayıs 2014
Bir deney düşünün 2 tane astronot ışık hızına çok yakın hızda gemileriyle hareket ediyorlar çevrede bir yıldız yada hiç bir şey yok sadece boş uzay ama ivmelenme yada geçip giden bir şey olmadğından astronotlar gemilerinden hareket ederken onlar kendilerinin hareketsiz olduklarını söyleyecekler Daha sonra bu astronot 1 ve astronot 2 birbirlerinin uzay gemilerini görüyor ve astronot 1 kendisinin hareketsiz astronot 2 nin hareket ettiğini astronot 2 ise astronor 1 in hareketli kendisinin hareketsiz olduğunu öne sürüyor. İki tarafta özel göreleliğe göre haklı ve hiç bir şekilde bunu öğrenme yolları yok. ikisindede telefon olsa biri arasa uygun hesaplamaları yapsa dönşümler vesaire kendisinin haklı olduğu sonucuna ulaşacak ama 2 çift eş süper pozisyona sahip elektron yani tane süper pozisyonda elektrona sahip iletişim cihazlarını ve aynı anda çalışmaya başlayan (yani uzay gemileri aynı anda hareket edip aynı anda çalışmaya başladığı) eş saatleri var ve astronotlar anlaşıp birbirlerine 1 er saat ara ile ileti yollayacaklar yani 1 saat sonra gördükten astronot 1 astronot 2 ye birbirlerini görmelerinden 2 saat sonra astronot 2 mesaj yollayacak kuantum mekaniğinde eş süper pozisyondaki elektronlar ölçüm yada gözlemle çöküp madde yada dalga olarak hareket edecek diğer elektron ise gözlenen elektronun tam tersi bir şekilde hareket edecek. peki bu durumda kendisinin hareketsiz olduğunu söylediği kişinin saatine göre onun zamanının daha yavaş işlemesi gerekiyo bu da sinyali daha geç vermesi anlamına gelecek. ama bu durumda ikisinin de aslında hareket ettikleri sonucuna ulaşacaklar bu durumda özel göreleliğin çökmesi ya da bilgi iletimi sayesinde bize ait verilerin zamanda bilgi aktarımına yada bize göre zamanda yolculuğu mümkün kılar mı ? çünkü veri aktarımı ışık hızından hızlı oldu ışık hızı zamanı dahi büküyor :D belki tam olarak anlatamamışımdır ama kafam baya karışık şimdiden teşekkürler   


   
    Burtay Mutlu  06 Mayıs 2014
Brian Greene kitaplarından birinde bununla ilgili bir örnek çalışma ve açıklaması vardı. Bilimsel ve teknik açıdan çok güzel açıklıyor.
Işık hızının zamanı bükmesi ile ilgili sorunu şöyle varsayımıma göre ise; evrenin ışık hızında sabit ile genleştiğini düşünün. Bu genleşme esnasında üzerindeki parçacıklarında genleşme yönünde hareket etmesini bekleriz. Ki evrenin uzak noktalarına baktığımız zaman galaksilerin bizden hızla uzaklaştığını görürüz. İki boyutlu olarak ele alırsak bir balonun yüzeyindeki iki nokta örneğini biliyorsunuzdur.
İşte tam da bu noktada balonun şişme hızı, evrenin genleşme hızı olarak hayatımıza yansıyor.
Bu genleşme hızı bize zamanı veriyor. Bir a cisminin " 0 " noktasından, " 0' " noktasına geçişi zaman boyutunu oluşturuyor.

Maddeyi ele alırken, mümkün olan en küçük parçacık olarak ele alıyoruz. Cisimler ise bu parçacıkların bir araya gelmesi ile oluşmuş yapılar. Maddenin kütlesi, evrenin genleşme hızındaki (zamandaki) etkileşimden oluşuyor. Yani madde genleşmeye karşı (titreşirken) verdiği direnç ile kütleye kavuşuyor. Eğer maddeler bir aratya gelip bir cisim oluşturduysalar, kütle bileşke dirençten oluşuyor.
(Bu arada genleşmenin kesinlikle dalgasal bir hareket ile olduğuna inanıyorum. ki bu konuda da sanırım bazı kanıtlar bulundu.)
Ancak çok küçük parçacıklar, özellikle kütlesiz olanlar bu genleşme (zaman) dalgasının üzerinde onunla aynı hızda hareket ediyor.
Bu nedenle parçacık özelliği gösteren foton aynı zamanda içinde bulunduğu yapı nedeniyle dalga özelliği de gösteriyor.
Dalaga üzerinde hareket eden foton bu nedenle anladığımız anlamdaki zamandan bağımsız durumda kalıyor.

Uzayın genleşme hızı sabit olduğu içinde hiç bir cisim ışık hızını geçemiyor.

Bütün bunları kafanızda şöyle canlandırın (daha önce başka bir pano yazısında kullandığım gibi) :

Hiç bir akıntının olmadığı derin bir su kütlesinin içindeki homojen parçacıkları el alın. Tüm parçacıkların yaylımı da homojen olsun.

Sonra bu kütlenin içinde bir şey patlatın. Mesela bir sonik patlama ya da bir bomba.
Su içindeki parçacıkların hareketini düşünün. Homojen yapı bozulur. Bazı parçacıklar önce birleşir daha büyük kütleli parçacıklar oluşturur. Sonra parçalanırlar. Heterojen bir yapı oluştuğu için, denge bozulduğundan, kimi parçacıklar birleşmeye ve parçalanmaya devam ederler.
İlk patlamanın ardından açılan alana su geri dönerken, tam sıfır noktasında bileşke bir kuvvet oluşturular ve ilk patlamadan daha şiddetli bir enerji dağılımı daha olur. ve bu merkezden enerji dalgasal (küresel) şekilde etrafa dağılır.

Bu enerji dalgalarının üzerindeki parçacıklar, dalganın üstündeki sörfçü gibidirler. Hepsi dalga ile hareket eder. Bir yandan da direnç gösterirler ki, kütleleri artar. Bir kısmı dalgayı ileten suyun içinde kendi alanlarının bükerek eğerler. :-)

Üzerindeki parçacıklar göreceli olarak kendilerini hareketsiz olarak algılayabilirler. Eğer ışık hızını aşmak isterlerse, bu sefer içindeki bulundukları dalganın dışına çıkmaları gerekecek. Oysa parçacıkları kütleye kavuşturan ise bu dalga olduğundan, dışına çıktıklarında bu parçacıkları tutan bir şey kalmayacak. Yani enerji formuna dönüşecekler.

Yalnız genleşme her yöne doğru olduğu için, içinde bulunduğumuz fiziksel algıyla farkedemeğimiz bir durum daha var. 3 boyutlu şişen balon yani su örneğine dönersek, dalga üzerindeki parçacıkların arasında genleşme yönüne dik olmak şartıyla, birbirlerine paralel bir boyutta mevcuttur. Bu boyut zamandan (genleşmeden) bağımsız olarak kendi aralarındaki ilişkiyi ve göreceliliği yaşadıkları boyutlardır.

Sizin sorunuz aslında aynı zaman dalgası üzerindeki 2 parçacığın birbiri ile olan bu paralel boyuttaki ilişkiyi irdeliyor.
Birbirlerini ışık hızına yakın hızlarda geçiyorlar, dalganın hızına bağlı kaldıklarından ışık hızını asla geçemiyorlar. Birbirlerine göre ise ışık hızını aşan bir hızda bulunuyorlar. (Kendileri sabit, diğeri hareketli.)Birbilerine 1 er saat ara ile mesaj yoladıklarında, (genleşme hızına) zamana dik bir boyuttan haberleştikleri için, ışık hızını aşmış gibi algılayacaklardır.


=====================================================
          
     Fotonun Kütlesi Varsa Neden Işık Madde Olarak Biryerde Birikmiyor?


Serkan Yüksel , 30 Nisan 2014 ,    

   
    Bilal Topay  30 Nisan 2014
Foton durağan bir kütleye sahip değildir. Hareket halinde iken sayısal olarak ölçülebilen bir kütleden bahsedilebilir. Işığın basıncı buna en güzel kanıtlardan birini teşkil eder. Bu yüzden bir birikimden bahsedemeyiz. Ayrıca fotonlarda, diğer bildiğimiz kütleli taneciklerin içerdiği "graviton" taneciğine rastlanmaz. Umarım açıklayıcı olabilmişimdir. Sorularınız varsa çekinmede sorabilirsiniz. İyi akşamlar.   

   
    Uğur  Karadeniz  03 Mayıs 2014
Foton kütlesiz bir parçacık .Bunun en büyük kanıtı ışık hızında yol alması bir parçacığın ışık hızında gitmesinin iki yolu var ( şu an) ya kütlesiz olacak ya da kütlesi sonsuz olacak yani fotonun bir kütlesi olması fiziksel ve matematiksel olarak yanlış. Işığın basıncı ise enerjisi ve momentumundan kaynaklanıyor .Burdaki momentum p=mv değil burada Planck sabiti bölü ışığın dalga boyu oluyor   

   
    elif nur öztürk  04 Mayıs 2014
bir foton hareket halindeyken onun hem hızını hem de konumunu aynı anda ölçemeyiz. eğer her madde atomlardan oluşmuşsa ve madem elektronun kütlesi var ve ihmal edilecek kadar küçük ise, ışık da maddeseldir . o halde şöyle düşünelim ; bir kalemi elimize alıp bir süre bekletirsek kalem ısınmaya başlar ve diyebilriz ki atomlar etkileşim halinde dışlarıya bir özellik yansıtır. peki ısı olarak yansıyan aslında bir enerji değilmidir ? bu enerji nereye gidiyor? ışık da bir madde ve ya cisim ise atomik yapıda olduğunu düşünürsek kütlesini neden ihmal etmeyelim? ya da onu enerji olarak hayatımızın her alanında kullan mıyormuyuz? enerji kütlesel birikimin yansımasıysa kütle enerjiye dönüşebilir fakat depolanamaması onun birikimini engeller. aslında bu enerjilerin sonsuz evrende birikmediğini nerden biliyoruz?   


   
    Burtay Mutlu  08 Mayıs 2014
Öncelikle fotonun kendisinin ne olduğu hakkında kesin net bir veri yok elimizde. Hesaplıyabiliyoruz, üretebiliyoruz ama ışığı tutup kapanlayıp depolayamıyoruz. Her tarafı %100 yansıtmalı bir ayna küresinin içinde bir ışık çaksak ne olur?(Küre ki nereye giderse gitsin yansıtacak bir açı olsun)
Bilmiyorum. Ama sanırım bir süre sonra ışık kaybolur.

Maddelere enerji aktardığımızda (ısı, ses, elektrik, vs.) maddelerin tepki verdiğini ve hatta foton yaydığını biliyoruz. Hatta farklı frekanslardaki ışık fotonları ile bazı maddelere ve yapılara enerji aktardağımızda ( fotonun basıncı sayesinde), madde atomlarının tepki verip, sabit tek bir frekansta foton ürettiğini de biliyoruz.
(Lazerler)
Bu durumda foton için ne diyebiliriz ? Animasyonlarda içi boş bir kürecik olarak ele alınıyor ama gerçekte foton nedir?

Varsayımlarıma göre bir fikrim var. (Binde 1 doğruluk payı ihtimali bile vermiyorum ama hoşuma gidiyor)

Foton her şeyden önce, maddenin ve enerjinin üçüncü bir halidir.
Evrende; enerji, madde sürekli bir dönüşüm halinde. Bu dönüşüm esnasında da ara ürün fotonlar bolca üretiliyor.
Maddeyi enerjiye dönüştürme teknolojimiz var. Ancak enerjiyi maddeleştirecek teknolojimiz henüz yok. Ancak her iki durumda da etrafa bolca foton saçılacağını biliyoruz.

Evrenin sürekli genişlemesinin çok büyük bir kuvvetin etkisi ile olduğunu tahmin ediyoruz (Karanlık enerji).
İşte bu enerji sayesinde fotonların maddeden ya da enerjiden ayrılan çok küçük enerji parçacıklarının içine hapsolduğu sicim alanları olduğunu düşünüyorum.
Benzetme yaparsak; çok uzun bir halıyı yüksek hızda sarın. Ya da sosuz esneklite bir dokuyu iki yandan benzer hızda çekiştirin. (Bu hız; genleşme hızı, halı da; genleşen evren olsun.
Tam ortasına maddeyi ya da enerjiyi temsil eden bir litre su bırakın. Ana kütle uzun vade de dağılacağı için onu şimdilik ele almayalım. Ama bu su kütlesinden, mikroskopik su tanecikleri ayrılacaktır. Bunlar halı ile aynı hızda hareket ederlerken, yuvarlanacaklar,ve dağılmalarını önleyebileckleri kadar küçük bir yapıya dönüşeceklerdir.
İşte artık halının üzerinde dağılmayacak kadar küçülmüş olan su tanecikleri bizim fotonlarımız oluyor. Saf enerjinin, belli bir alana sıkışmış ve titreşen şekli.
Bu varsayımı sicim kuramından sonra düşündüm ki, sanırım benzer düşüncelerde vardır.

=======================================================
Uzayda mikroskobik canlılar var mıdır? Ve varsa nasıl yaşayabilirler?

Şeyma Aksu , 30 Nisan 2014 , 3 cevap   
   
   
    Burtay Mutlu  30 Nisan 2014
Yok da denemez var da.

Var denemez, çünkü dünya dışı bir yaşam formu ile henüz karşılaşmadık.

Yok denemez, çünkü yaşamın oluşması için gerekli şartların çoğu evrende sayısız olaslılıkta mevcut.
Bizler yaşamı, canlılığı kendi algımıza göre yorumluyoruz. Başka bir canlıdan doğma, çoğalma, gelişme ve ölüm... Bu arada çevresiyle etkileşime girip, enerji alışverişi yaparak, etrafı değiştirme gibi kıstaslarımız var.
diğer yandan bir canlının tüm temel yapıtaşları, cansız olarak sınıflandırdığımız aslında yok olmayan maddelerden oluşuyor.

Canlılığı kendi başına bağımsız ve kendi içinde dengeli kapalı bir sistem olarak değerlendirmek daha doğru olur sanırım.
En ilkel canlı olarak bir kaç genden oluşan (sanırım adı prion du) için biraz karbon, hidrojen, oksijen ve biraz da mineral yeterli.

Mineralin çözülmesi ve taşınması ve bileşik molekül oluşturabilmesi içinde sıvı, su veya aynı görevi görecek bir başka akışkan (ortam sıcaklığına göre) gerekir.

Meseal Oort Bulutu karbonhidratlarca ve su açısından zengin bir ortam, kuyruklu yıldız dolu. Çeşitli kütle çekimi kuvvetlerinin etkisi altında, bu enerji ile sıvı halde oluşumlar olabilir. Kendi kendini kopyalayabilen, canlı ile madde arasında geçiş döneminde moleküller oluşabiliyor.
Zaten dünyanı ilk durumu laboratuvar ortamında taklit edildiğinde, bir çok amino asit molekülünün oluştuğu görülmüştür.

Sorunun ikinci aşamasına gelirsek, mikroskopik canlılar bakteriler ve özellikle virüsler, yüksek sıcaklık, basınç ve düşük sıcaklık ve basınç ortamlarında da hayatiyetlerini sürdürmek için kendilerini bir zırh içine sokabiliyorlar (spor). Bu nedenle dünyamıdan çeşitli nedenlerle ayrılmış mikroskopik canlılar uzayda olabileceği gibi, uzak bir geçmişten ve lokasyondan yolculuk eden başka mikroskopik canlılarda olabilir.

Uzayda bulundukları sürece yaşamlarını koruyabilirler ama varlıklarını geliştirme, çoğalma işlemini yapmaları zor gibi. Çünkü en başta enerjiyi bir şekilde almaları, işlemeleri, dönüştürüp kullanmaları ve etraftan aldıkları başka maddleri bu enerji ile işlemeleri lazım.
Uzay boşluğunun düşük ısısı ve büyünlüğü kormayı sağlayacak dış basınç olmayışı, bu işlemlere pek imkan sağlamaz gibi...

Bu nedenle ancak uyku formunda olabilirler gibi geliyor bana.

       
    Esma Akkuş  30 Nisan 2014
Son yıllarda ekstrem koşullarda yasabilen bakteriler araştırma konusu polyextremophile denilen yani birden fazla ekstrem koşula dayanıklı bakteriler bulundu.Deinococcus radiodurans adı verilen bakteri en dayanıklı olarak bilinir ve soğuğa aside ve basınca dayanıklı olarak rekorlar kitabına girmiştir. Bunun yani sıra asırı sıcağa dayanıklı termofilik canlılar olduğunu da biliyoruz. Bunlardan hareketle söyleyeceğim şu ki kesin bulgular var mı bilmiyorum ama bu tarz canlıların yasayabildigini düşünüyorum ..   


   
    Barış Okan  01 Mayıs 2014
Zorunlu Anaerob bakteriler endospor oluşturursa yaşayabilir bence uzayda.


=======================================================
 Gezegenler arası kütle çekim var mı ?


mertali  mutlu , 23 Mart 2014 , 14 cevap   
   

   
    Burtay Mutlu  30 Mart 2014
Bildiğim kadarı ile tüm maddeler arasında, hatta madde, anti madde arasında da dahil olmak üzere var.
Newton fiziğinin ilkönce ortaya koyduğu gibi uzaklıklarının karesi ile ters orantılı diye hatırlıyorum. Einstein daha sonra bu denkleri daha da geliştirdi ama öz olarak mantık aynı olmalı...  
 


   
    mertali  mutlu   31 Mart 2014
ben hocamla biraz bu konu üzerinde tartıştımda bence yok uzay zaman eğrileri yüzünden ve güneşin ağırlığı uzay zamanı çok eğiyor ve diğer gezegenler güneşin etrafında bir ivme kazanıyorlar.
   

   
    Burtay Mutlu  01 Nisan 2014
Mantığını anladım sanırım. O açıdan bakınca güneşin kütlesi ile oluşan bükülme diğer bükülmeleri düzleştiriyormuş gibi gözüküyor. Eğer seninkine yakın bir bakış açısı ise.
Ancak kütleyi (ki kütlesiz olan fotonlar bile uzay zamanı bir miktar büküyor yazmıştın, ben konuyu tam bilmiyorum ama hız nedeniyle makul gözüktü) parçacıkların uzay dokusuna, hızdan dolayı verdikleri bir tepki olarak ele alıyorum.
Mikroskobik boyutta da olsa her parçacığın bir kütlesi var. Bu da kütle çekimi yasalarına tabii kılıyor. Çünkü hep parçacık uzayın büküp kendi yerini oluşturuyor.
Şimdi kütle olayını farklı bir açıklamayla kafanda canlandırmaya çalışayım.
Okyanusun tam ortasında olduğunu düşün. Mesela 6 km derinliğin 3. Km’sinde.
Su sabit ve akıntısız olsun.
Bu noktada, tüm su moleküllerinin içindeki tuz moleküllerinden birini ele alıp, onun açısından görmeye çalışalım.
Ortam homojen ve sabit.
Şimdi bu ortamda bir bomba patlasın. Patlamanın şiddeti ile küresel bir alanda enerji yayılımı oluşur. Bir miktar salt boşluk oluşur ve tekrar su ile dolar. Bu arada tuz molekülleri basınç ve ısı etkisiyle çeşitli yapılar oluşturur.
Kimi yerde çok büyük tuz parçacıkları oluşurken, bazı yerlerde bu parçacıklar tekrar parçalanır.
Sonuçta homojenlik bozulur.
Patlamanın oluşturduğu dalgalanma ise parçacıklar üzerinde etkide bulunur. Çok küçük parçacıklar, dalgalanma üzerinde giderken ivme kazanırlar, ancak su moleküllerinin direnci onları yavaşlatır. Böylece suya göre bir kütle kazanırlar. Parçacıklar büyüdükçe, kütleleri artar. Dalgalanım içinde yer aldıklarından, dalgalanım içinde de suya göre hareket ederler. ( Zaman) Böylece 3 boyutlu ortamda diğer sistemlere göre kerteriz alırsa sabit iken koordinatı, 4ncü boyutu sürekli değişir.
   


   
    mertali  mutlu   01 Nisan 2014
anladım fakat ben işim içine bir de entropi kattım ve uzayın genişlmesi hakkında bir kaç şey keşfettim. evren kapalı bir sistem ve zaman geçtikçe entropisi artıyor. ardından higgs parçacığını uzay eğrileri varsayarak güneş kütlesini ayarladığını varsaydım. ve evrendeki entropi arttıkça parçacıklar daha da düzensizleşti. ve bu evrenin genişlemesine neden oldu . hep verilen örnek çarşaf örneğidir. şimdi düşün parçacıklar her zaman daha düzensiz olmaya çalışırlar değil mi ? çarşapa ağır bir basketbol topu koydun ve çarşafı 4 yanından çekiştirdin top yükselir. mantığa bakarsan perdedeki moleküller düzensizleşti. ama kafan karışmasın biz çektik diye düzensizleşti evrende ise kütleyi kontrol eden higgs daha düzensiz bir yapıya ulaşmak için düzensizleşti ve evrenin genişlemesine yardım etti .   


   
    Burtay Mutlu  02 Nisan 2014
Entropi konusunu temel ilke olarak biliyorum. Bu nedenle bir fikir ileri sürecek kadar bilgim yok. Yazdıkların bu noktada beni aşıyor şu an için.

Evreni ele alırken, iki boyutlu çarşaf yerine 3 boyutlu su içindeki parçacıklar olarak ele alıp anlatmayı denersen belki bir noktaya kadar anlayabilirim.
Sanırım senin higgs ile kast ettiğine, benim su moleküllerim (yukarıdaki yazıma istinaden) denk geliyor gibi.

Entropi konusunda; ekleyebileceğim farklı bir şey yok zaten.
Ancak daha önceki yazılarımda yer vermediğim bir düşünce var, bunu paylaşayım.
Bütün parçacıkların maddelerin nihai amacı; nötr kararlı duruma dönmektir. Evrenin ilk varoluşundaki durumları gibi. Sabit, stabil, homojen, düzenli ve diğerlerine karşı nötr.
büyük patlamayla beraber bu nötr durumu bozulduktan sonra, sürekli bu nötr, stabil duruma ulaşmaya çalışıyor. Hatta maddenin kimyasal bileşikler oluşturabilme özelliğinin altında bile bu neden yatıyor gibi geliyor.

   
   
    mertali  mutlu   03 Nisan 2014
aynen . higgs ten kastım maddenin ağırlığını kontrol eden şey. aynen su moleküllerinin (denize atılan taşta ) ağır olan taşa daha fazla yoğunlaşması gibi . senin su moleküllerinle bağlantı kurarsak su moleküllerini uzay zaman eğrileri düşün ve bu eğriyi parçacıklara dönüştür ardından bu moleküller taşa yoğunlaşsın ve bu ağırlığı belirlesin . ardındn entropi parçacıkların düzensizleşmek isteğidir. bu parçacıklar düzensizleşmeye çalışsın ve denizin kapladığı alanı genişletsin. bu bir sıvının hal değişimi gibi düşün ama karıştırmamalısın ki hal değişiminde dışardan etki var burada parçacıklar düzensizleşmek istiyor .    


   
    Burtay Mutlu  04 Nisan 2014
Harika olmuş açıklaman :-)

O zaman entropiye yönelimi şu şekilde de açıklayabiliriz (mi?) sanırım: Tüm maddeler genleşen uay-zaman eğrileri içinde kaldıkları (yani madde için zaman varolduğu ) sürece entropi artarak sürecek.
Bir tek ; Parçacığın (maddenin) entropiye eğiliminin nedeni hakkında farklı bakışlarımız var gibi. Bence parçacıklar, başka hiç bir parçacık ile etkileşime girmeyecekleri (yani nötr gibi hareket edebilecekleri) bir pozisyona doğru eğilimdeler.

Sıkıntı uzay-zaman genleşme dalgaları, (bir aracın içindeki cisim gibi) ivmeden dolayı maddeye kütle kazandırıyor. Yalnız buradaki ivme; ışık hızındaki dalganın üzerindeki maddenin tepkisini ifade ediyor ve kütle -ışık hızı- enerji arasındaki ilişki var. (Einstein formülünden vardığım, varsayım).
Bir tek nokta var, kütleyi bir bütün olarak mı yoksa o kütleyi oluşturan parçacıkların tek tek kütlesini mi ele almak gerekiyor, bilemiyorum.
Bana sanki kütlede tek bütün değil de tüm parçacıkların bileşkesi olarak (bizim algıladığımız sonuca ulaştıran) ele almak gerekirmiş gibi geliyor.

   
   
    mertali  mutlu   05 Nisan 2014
evet bende öyle düşünüyorum. fakat yanılgıya kapılmamalı. entropi arttığı için evren genişliyor. ve aynı zamanda ben uzay zaman eğrilerini higgs parçacıkları olarak görüp onların zamanla düzensizleşmesi olarak varsayıyorum. yani uzay zaman eğrisi=higgslerin zamanla düzensizleşmek isteği.    

   
    Selçuk kıcırgan  11 Nisan 2014
Tabiki çekim var güneşin kutlesinin cok buyuk olmasi gezegenler arası çekime engel olmaz en basitinden ayın dünya uzerindeki cekiminden dolayi tabiki güneşin de etkisi olarak yaptığı presesyon ( topaç) hareketi örnek olarak gösterilebilir. Ha diğer gezegenlerin çok fazla çekimi var mi konusuna gelirsek cok az bu çekim 3 cisim probleminden cozulebilen bi durum ama 12 taneo durumda 12 integral sabitine ihtiyacınız oluyor buda biraz zor durum açıkçası :)   

   
    başar tanrıken  12 Nisan 2014
Gezegenlerin birbirlerine uyguladıkları çekim kuvvetleri onların davranışlarını etkiler bu hesaplardan bilinmeyen gezegenlerin yerleri bile bulundu yani gezegenlerin birbirlerine çekim kuvveti uygulamadığı savı geçersizdir.
   
   
    başar tanrıken  12 Nisan 2014
Ayrıca evreni kapalı bir sistem olarak varsaymak da bence şu an için çok uygun değil. Kapalı sistem olduğu düşünülse de bu bir ön yargıdan kaynaklanıyor olabileceği unutulmamalıdır.
   
   
    mertali  mutlu   18 Nisan 2014
ama efendim bide şu mantık var genele görelilik ilkesi der ki her cisim uzay zamanı eğer bu nedenle hafif cisimler diğer cisimler etrafında dönüyor. ayrıca biraz daha ileri gidersek güneş ağır bir cisimdir ve ben güneşin uzay zamanı tam dairesel büktüğünü düşünmüyorum elips bir şekilde büküyor ve buna karşın diğer cisimler güneş etrafında elips bir yörünge izliyorlar . üstüne üstlük diğer cisimler de şekillerinden kaynaklanan bir nedenle tam olarak yuvarlak bükmüyorlar uzay zamanı. ardından güneşin etrafında dönen cisimler bazı yerde hızlanıyor ve bazı yerde ise bu yavaşlıyor diğer değişle ivmeli hareket içerisindeler. kısacası güneş ağırlığından dolayı diğer cizimleri çevresinde ivmelendiriyor.    

   
    Burtay Mutlu  29 Nisan 2014
Epeydir yazmadım... Her ne kadar gezegenler arası kütle çekimi var mı sorusunda, farklı düşünsekte; bence Mertali çok ince bir noktaya parmak basmış.
Yörüngeler niye ekliptik ? Eğer kütle çekimi kütle aynı olduğu için aynı ise, boş uzayda küresel olması lazım. Oysa dünyanın güneşten uzak kaldığı noktalardaki (güneşin) kütle çekimi yakın noktalarındaki ile aynı olmasa, değişen kütle çekiminin farklı etkilerini dünyamızda yaşardık.
Evet gezegenlerin, güneş etrafındaki dönmesinden kaynaklanan hızında bu ekliptik yörüngeye katkısı var ama niye esasen ekliptik, bunu düşünmeli...

Bunu uzayın-zamanın genleşmesinden kaynaklanan bir "boşluğun durum değişimi" ile alakalı olabileceğini düşünüyorum.

(Bu konuda ciddi bilgi eksikliğim olduğu için baştan hatalıda bir varsayım olabilir ama fikir fikirdir.)

Aksi halde uzaklığın karesi ile ters orantılı olan güneşin kütle çekimi, dünyanın uzak olduğu periyotlarındaki etkisi farklı olurdu.

   
   
    Burtay Mutlu  06 Mayıs 2014
Aslında yörüngelerin ekliptik olmasının nedeni momentumun korunması gereğinden kaynaklanıyor. Ama momentumun ancak bu şekilde nasıl korunduğunu hala anlayamadım



=======================================================
Madde-antimadde ikileminde E=mc²(enerji-kütle) ilişkisi nedir?


Abdurrahman Kılıç , 19 Mart 2014 , 3 cevap   
   
   
    Ceyhun Cakar  20 Mart 2014
anti-madde'nin kütlesi ters değildir. Karşılığı olduğu madde ile aynıdır. yani elektron ve pozitron kütleleri birebir aynıdır. Diğer tüm özellikleri zıttır.

Madde anti-madde çifti ortaya çıktığında başka bir parçacık çifti ortadan kaybolur.

Kısaca Elektron + Pozitron -> 2Foton veya tersi oluşur. Burada m: elektron ve pozitronun kütlesi ise f ise fotonun (ışığın) frekansı ise mc^2 = hf olduğu için kütle enerji denkliği sağlanmış olur.   

   
    mertali  mutlu   24 Mart 2014
dediğin denklem doğru ama elektron ve pozitronun kütleleri aynı ve diğer tüm özelliklerşi aynıdır tek farkı yükleri elektron - ise pozitron + dır .   

   
    Burtay Mutlu  30 Mart 2014
Soru: Madde ile anti madde birbirine dokunduğunda, yok olurlar ve muazzam bir enerji açığa çıkar.
:-) O zaman enerji maddeye dönüşüp kütle kazanırken, niye iki zıt kutuba ayrılmış olabilir? Ne tür bir yaptırım enerjiyi, yapısını bozup iki farklı (zıt değil, birbirini tamamlayıcı :-) kütle türü oluşturmuş olabilir .?
(Bana göre ip ucu: Normalde kütleleri eş parçacıkların spinleri birbirine zıt olduğu için biri madde, diğeri anti-madde oluyor ...)

=======================================================

Kara delik tekilliği 0 hacim sonsuz yoğunluk nasıl açıklanabilir?

mertali  mutlu , 24 Şubat 2014 , 20 cevap   
   

   
    mertali  mutlu   24 Şubat 2014
ben siteye yeni katıldım. 9. sınıfım. Quantum mekaniği özel genel görelilik biliyorum ve matematik limit kuralı ile bir tez ortaya attım fikirlerinizi alabilir miyim ?    

   
    büşra yılmaz  27 Şubat 2014
Matematik öğretmenlerinle görüş, eğer onlar da onaylarsa tübitak matematik projeleri yarışmasına katılmanı tavsiye ederim.
   

   
    Selçuk kıcırgan  28 Şubat 2014
Yogunluk sonsuz değil tabi boyutunun küçük ve kutlesinin fazla olmasindan kaynakli sonsuza goturebiliriz karadelikler yogunluklari ile degilde kutleleriyle adlandirilir genel olarak...    

   
    mertali  mutlu   01 Mart 2014
ben karadelikler üzerine bayağı bir araştırma yaptım ve wolter lewin derslerinde de bunla karşılaştım hatta genel görelilik teorisinede baktım dediğin karadeliğin olay ufku içerisinde geçerli fakat karadeliğin tam ortasına gidince tekillik vardır ve işte burada yoğunluk sonsu hacim 0 dır bilgilerinizi ve önerilerşinizi sunduğunuz için teşekkür ederim . bu arada kuantum mekaniğinden anlıyor musunuz ? ,
   

   
    Selçuk kıcırgan  01 Mart 2014
Pek anladigimi soyleyemem bu yil alamadim kuantum dersini:) yinede sorun varsa bilgim dahilinde cevap verebilirim tabiki. Karadelikler zaten ucu acik bir konu internettede edinebilecegin bilgi kısıtlı. Karadelikler icin bircok teori var tabi en iyi aciklayabilen gorelilik soyledigin olay ufku icerisinde olan kismida sadece bi teori belkide hic bilemeyecegimiz bisey :)    

   
    mertali  mutlu   01 Mart 2014
Bnm alanım kuantum mekaniği tezimde sanal parçacıklar içeriyor ve izafiyet   

   
    Selçuk kıcırgan  01 Mart 2014
Ben fizikçi değilim:) astronomi okuyorum   

   
    mertali  mutlu   02 Mart 2014
Güzelmiş bn daha lise okuyacağım 3 sne çok sıkıcı :(   

   
    Burtay Mutlu  10 Mart 2014
Karadeliklerin sıradan maddeyi, en küçük parçalarıa kadar ayırarak, karanlık madde dediğimiz parçacıklara dönüştürdüğünü düşünüyorum   


   
    mertali  mutlu   12 Mart 2014
evet bazı bilimcilerin çalışmaları da bunu gösteriyor fakat karanlık madde olması mümkün değil bence de madde sonsuz yoğunluğa dayanamayıp atomlar parçalanıp ardından proton nötron ve ardından kuarklar ayrılıyor ve ardından enerjiye dönüşüp genel görelilik teorisinde bulunan ak delikten başka paralel bir evrene , ve ak delikten çıkarak madde formuna geri dönüyorlar ... düşüncem bu .   

   
    Burtay Mutlu  14 Mart 2014
O zaman büyük kütleli olan karadelikler bir yana (onların vakti gelmedi) küçük hatta mikroskopik karadelikler ne olacak, Her an var olup, yok oluyorlar. Bunların kütleleri nerede?

Kara madde dediğimiz şey (daha önce tartışmaya açtığım ikinci konu içinde tanımlamaya çalıştığım gibi) higgs parçacığı zaten.
Aslında madde bile değil. Gözünde şöyle canlandırabilirsin. Bir cam küre, içinde bir enerji topağı, bunun içinde titreşiyor, cam kürenin sınırları içinde sonsuz boyutta titreşiyor.
O tezimde tüm evrenin bunlarla dolu homojen bir yapıda olduğunu, her bir kürenin diğer bir küre alanı sınırlandığını düşündüm.
Sonra bir şekilde, nedenle bir kürenin yapısın bozulması ile serbsest kalan bu sicim, etrafındaki küreleri itti. Tepki aldı, itilen küreler tekrar birleşti ama bu sefer ortalarında dengeyi kuracak güç alanındaki bir sicim olmadığı için ve toplam enerjileride daha yüksek olduğu için bunlarında yapıları bozuldu. Bu bizim saptadığımız büyük patlama işte. Bu patlama ile bir çok kürenin yapısı bozulurken, daha çoğu yapısını bozmadan genleşen evrene yayıldı.
Kütleleri de bundan kaynaklanıyor zaten.
Ak delikler teorik olarak var ama daha hiç gözlemlenmediler. Oysa enerji formuna geçmiş bir maddenin, enerji formundan maddeye dönüşmesi için önce en küçük parçacıkları oluşturması ve bunları hızlandırarak kütleli parçacıklara dönüştürmesi lazım. Ki gözlemleyebilelim. Böylece evrende bir yerlerde hiç yoktan var olup maddeye dönüşen kütleleri bir şekilde saptardık.

Oysa saptayamıyoruz. Bu durumda ya saptanamayacak kadar küçükler, ya da böyle bir şey yok. Hangisi doğru bilemiyorum. İkisinide yanlış kabul etmek daha doğru hatta. Ama acaba diyerek.   

   
    mertali  mutlu   14 Mart 2014
mikro kara delikler laboratuar koşullarında oluşuyor ve higgs e karanlık madde demek de pek doğru değil gibi görünmüyor mu ? higgs , higgs parçacıklarının yoğunlaşarak oluşturduğu bir alandır ve maddeye kütle verir . ve büyük patlama dediğin şey evrende ki kara enerjinin aniden deşarj olup patlaması ve sonucunda aynen dediğin gibi enerjinin parçacıkları yaratıp maddeye dönüşmesinden ibaret. fakat tekilliği (kara delik ortasındaki şeyi) higgsle açıklamayı bende denedim ve başarısızlık yaşadım.
   
   
    Burtay Mutlu  19 Mart 2014
Şimdi serbest bırakalım aklımızı. 9ncu sınıf olarak beyninde sinir bağlantıların benimkinden 1,5 kat daha fazla ve %30 daha hızlı düşünüyorsun. Bundan faydalanalım.
Yazacaklarımın doğruluğunu idda etmiyorum ama bir olasılık olarak ele alıyorum.

Aslında her yöne ve boyuta olsada canlandırabilmek için bunu 2 boyuta indireceğiz. Bir çarşaf düşün, esnek, balon zarı gibi. Bunun ekseninde genişlemesini canlandır. Üzerindeki parçacıklar, hiç hareket etmeselerde aslında ilk bulundukları noktadan daha farklı bir noktaya gidiyorlar. Ancak hesaplayabileceğimiz bir merkez nokta olmadığı için (her yer merkez aslında), diğer gökcisimlerine göre kerteriz alsak bile açılar değişmediği için, göreceli olarak konumu sabit algılıyoruz.
Bir tek tayf farklılaşmasından dolayı, ışık kayarken diğer gözk cisimlerinin bizde uaktalştığını görebiliriz. Hele çok uzaktakiler neredeyse ışık hızına yakın ve hatta daha sonra daha da hızlı uzaklaşıyor olarak algılarız.
Bu esnek çarşafın (atıyorum) basit sinuozidal olarak dalgalanığını düşün. Ancak dalga frekansı çok yoğun ki, tepe ve dip noktalarını algılayamayacağımız kadar hızlı geçiyoruz.

Şimdi bu zemin üzerine bir parçacık koyalım. Parçacık dalgaların üzerinde hareket ederken, aynı zamanda esnek dokusunda kütlesine göre bir çukurluk yaratacaktır. Yarattığı çukur nedenyile de, dalganın hızına göre bir genleşen tüm dokuya oranla daha yavaş hareket edecektir. (Çünkü enerjisinin bir kısmını dokuda yaptığı çökmeye (=uzay+zamanda bükülme) harcıyor.)
Eğer parçacık kütlesi foton gibi sıfır ise, bir çökmeye neden olmayacağı için, dalganın hızı ile aynı hızda yoluna devam edebilecektir.
(Zaman boyutununda bu genleşmedeki hızdan oluştuğunu iddia ediyorum.vs.vs.)
Bu yüzden (bu teorime yüzde yüz inanıyorum), uzay dalgasal şekilde genleştiği için, ışıkta hem dalga hem de parçacık şeklinde ölçümlerde saptanıyor. (Yapılan deneyin niteliğine göre)

Şimdi esas konuya dönelim. Karadelikler.
Karadeliğin kütlesi artıkça, yapacağı çökme de (uzay zamanda bükülme) artacaktır. Sanırım burada hem fikiriz.
Çarşafımızın dokusu esnek olduğu için, çökme artıkça, göreceli koordinatı sabit kalırken (olay ufku), gerçek koordinatı bizim tanımlayamadığımız bir noktaya ulaşacaktır.

Burada iki olasılık düşünüyorum. İlki eğer çok fazla kütle birikimi olursa, kütle yığını tavandan damlayan bir su damlası gibi, bağlı bulunduğu dokudan kopup, bağımsız yeni bir evren oluşturacaktır.
Eğer böyle ise, başlangıçta içindeki tüm kütlenin enerji formunda ve tüm yapısınında homojen olması gerekecektir. Çünkü tüm maddeyi tekillğe dönüştürmüştür zaten. Kopma esnasında dokudaki yırtılma kapana kadar, biz kaybolan karadelik alanından sızan bir miktar ışıma ve enerji saptayabiliriz diye düşünüyorum.

İkinci ihtimal ise, böyle bir kopmanın olmadığı durumu için: Bu sefer karadelik tekilliğe indirgediği tüm parçacıkları sonsuza kadar toplamaya devam edecek, hatta karadelikler diğer karadelikleri yiyecek .. Sadece evrende tek bir mega karadelik kalan kadar.
Tabii karadelik bu çarşafın dokusundan da içeri çekmektedir. Ancak kendi hızından dolayı bu çektiği çarşaf dokusunun zaman ve uzay kavramları, fizik yasaları tamamen farklı olacaktır. Zaten bu yüzden de burada 100.00 yıl geçerken, içinde 10 yıl geçmiş olabilecektir.

Eğer madde yutmasına rağmen bir karadeliğin kütlesi sabit kalıyorsa, o zaman tekilleştirdiği madde ve enerjiyi bir şakilde dışarı atıyor olması lazım. Bu enerji çıkışı olsa ya da madde püskürtmesi, evrendeki yaşlı karadeliklerden çeşitli emareler saptardık diye düşünüyorum.
Ancak karanlık madde dediğimiz hacim ve kütlede olursa henüz gözlemeleyemiyor alabiliriz. (Bu benzerlik nedeniyle Higgs ile karanlık maddenin benzer olduğu varsaydım)

Belki iki olasılık birden gerçekleşiyorda olabilir. Bu durumda, toplam kütle miktarı anahtar rol oynuyordur sanırım.

Ama bu kütleyi karadeliğin içindeki maddenin kütlesi olarak algılama, orada zaman 8genleşme hızı) farklı olduğu için bir noktadan sonra maddenin kütlesi sonsuz olarak ( bize, dışındaki bir gözlemciye göre, teoritik olarak ) ölçülecektir.

Bir karadeliğin kütlesi olarak, bizim evrenimize göreceli olarak en iyi sonucu, bu karadeiğin kütleçekim gücü verecektir.

(işin kötüsü ben sadece meraklısıyım bu işin, ne iş alanımla, ne uğraşılarımla alakası yok. Bu nedenle terminoloji eksikliğim ve kavram yetersizliğim var. Kafamdaki evreni anlatmada bu yüzden genede yetersiz kalıyorum.)

   
    mertali  mutlu   23 Mart 2014
fikirlerin çok iyi fakat gelen ghörelilik kuramı zaten kara deliklerin açıldığı bir kapı olduğunu söylüyor. bu kapı ak delikler fakat tamammen teorik hiç saptanamadı. su damlası örneğin benim ilk tezim di doğru anladım mı bilmiyorum fakat senin söylediğin şey kara deliklerin bir evren yaratabileceği ben bunu biraz tutarsız buldum. dediğin uzay zaman bükülmesinde sana katılıyorum fakast ben ışığında çok az miktarda da olsa uzayı eğridiğini biliyorum. bana sorarasan kara deliklerde işleyen tek fizik kuralı var o da kütle enerji. aynı zamanda ben işk tezimde düşünürken şu sonuca vardım bunun ne kadar doğru ne kadar yanlış olduğunu bilmiyorum ama kara delikler uzay zamanı içine çekemezler onu sadece sonsuz derecede bükebilirler.    


   
    Burtay Mutlu  24 Mart 2014
Bir kıyasalama gerekirse, yazdıklarımın doğruluğunu ya da yanlışlığını ispatlayamayacağım için bilimsel bir değerleri yok.
Uzay ve zamanı kendi gözümden göstermeye çalıştım ama kısmen yapabilmişim.
Uzayı, zamanla içiçe bir doku olarak biliyoruz. Belki aynı şey'in iki farklı görüntüsü ( maxvell sayesinde öğrendiğimiz gibi; ışık, elektromanyetik alan ve elektrik'in aynı şeyin farklı görünen parçaları olmaları gibi)

Şimdi şunu bir düşün, iki mıknatısın manyetik alanı niye vardır ? Sürekli birbirini itme veya şekme kapasitesinin kaynağı nedir? (Atomların belli bir yapıda dizilmesi bu alanın açığa çıkmasını sağlıyor. ) Açığa çıkan itme ya da çekme kuvvetininin sürekliliğini sağlayan şey ne olabilir?
(Keşke yazışmamıza daha çok kişi hatta gerçek fizikçiler dahil olup, daha çok paylaşım sağlayabilseydik.)

Uzman olmanın en büyük sıkıntısı; artık kesinliğine ve doğruluğuna inanılan şeyleri hiç sorgulamadan basmakalıp olarak kabul etme alışkanlığı. Yeni basamaklara çıkarken, bunlara zaman ayıramıyorlar.
Diğer yandan her şeyin teorisini de bulamıyorlar. Çünkü kendi alanlarında o kadar uzmanlaşmışlarki, tepeden genel bir bakış yapamıyorlar.
Amatörlerin avantajı, daha genel bakabilmeleri. Üstelik yazdıklarımızn doğruluğunu ispatlama yükümlülüğümüzde yok. :-)
Di mi?   

   
    Burtay Mutlu  24 Mart 2014
Bu haber çok önemli : http://www.fizikist.com/haber-zamanin-basladigi-ana-ait-izlere-ulasildi-1619.html

Uzayın ve zamanın dalgasal hareketle genişlemesinin nedenini açıklaması açısından önemli bence..  
 

   
    mertali  mutlu   24 Mart 2014
teşekkür ederim link için . fizikçiler hakkında haklısın .. tamamen katılıyorum fakat ben uzman olmaya çalışıyorum benim asıl alanım kuantum mekaniği.. ve 3 kendime ait tezim var fakat birinin düşüncelerimi cook ciddiye alması gerek ciddiye alıyolar fakat yeteri kadar değil o yüzden bir an önce uzman olmalıyım ..    


   
    Burtay Mutlu  28 Mart 2014
Öncelikle zevk aldığın bir iş ise bu konu sakın bırakma. Parasınagöre, gelirine göre iş bakma, seçme.
İkincisi, Verdiğim bir link var. Brian Greene eğitimi hakkında ona dahil ol. Kırık dökük ingilizcen olsa dahi elinden geleni yap. Ve hızla ingilizceni geliştir.
Üçüncüsü, Var olan fikir ve düşüncelerini ne kadar şaçma olursa olsun, yayınla. Bir blogspot olabilir. kimsenin görmesi önemli değil. Senin aşama aşama aldığın gelişmenin, fikirlerinin olgunlaşmasının da kaydı olacaktır.
Dördüncüsü, aynı fikirleri ingilizce olarakta yazmaya çalış.
Beşincisi, fikirlerini özellikle yurt dışındakilerle paylaşmaktan çekinme.
Bizim fizikçeilerimizin çoğunun cevabı bir ezbere dayalı, bir fizikçinin fikrini, varsayımını kendi fikirleriymişçesine benimseyip, savunmayla fizik yaptıklarını sanıyorlar.
Bence bir tür papağanlık bu. Onların fikirleri ve keşifleri elbette önemli. Özellikle doğruluğu ya da bu ihtimali artmış verilerin gğüncelliği ve kullanımı..

Ama esas soru şu; SEN BUNLARIN ÜSTÜNE NE EKLEDİN? Eklediğin bakış açısı, farklılık nedir?
Eğer varolan fikir ve düşüncelerden doğruluğundan şüphe edilmeyenleri ve kanıtları içeren, onlarla çelişmeyen ama daha yeni bir bakış açısı eklediysen, o zaman fizik yapıyorsundur.
Ülkemizden kimsenin seni keşfetmesini bekleme, onlarda yıllardır bekliyorlar keşfedilmeyi.
Sen çok keşfet.
Fikrin yanlış olabilir. Hatalı olabilir. Ama yuanlışlığı ispatlanıyorsa, Karl Popper'a göre (muhakkak bu kişinin görüşlerini incele bence) bilimsel değerli bir veridir.

Düşüncelerini en başta sen ciddiye al. Senin kendine güvenin, kişileri sorgulamaya iter. Ama esnek ol. Sabit bir kaleyi savunma yerine, okyanustaki bir kaç metrekip suyu savun. Kaybettiin su'yun yerine, yenisi aksın, doldursun.
Sonuca ulaştığında başlangıçta savunduğun fikirlerden çok farklı bir fikri ispatlamış olabilirsin. Ama yine de senin eserindir.
Benim esas eğitim alanı iş hukuku ve çalışma yaşamı ama basın sektöründe arşivcilik yapıyorum. Geçim dünyası.

Çünkü birileri bana bu şekilde zamanında anlatmadı. Sana anlatıyorum.

Ayrıca coursera.com programlarına katılmaya çalış.

fizikist bence mükemmel bir site. Emeği geçenlere sonsuz teşekkür. Ama Fizikte kendine gelecek istiyorsan, Türkiye dışına çık. En azından şimdilik internet üzerinden.
Çünkü bizde fizik, bir ders konusu, ezberlenecek formüller yığını.
Hayatımızdaki yeri ve önemi anlaşılamıyor. Çünkü balık baştan kokuyor.
Ayırca onun zevkinden de mahrumlar. Hiç tatmadıkları bir pasta...:-)   


   
    Burtay Mutlu  28 Mart 2014
Şimdi esas konuya dönelim. Akdelikler güçlü bir teori değil, varsayım aşamasında sanırım. Karadeliklerin kendilerine ait bir evren oluşturması fikri ilkel bir önçıkarım sadece. Varsayım bile değil.
Einstein hesaplarında bir kozmik sabit kullanmıştı ama sonra yanlış olduğunu düşünüp, hata yaptığını belirtti. Sonra haklı çıktı. Evrendeki uzay-zaman dokusunun bir sabiti var.
Bu sabit uzay-zamanın genleşme hızını da sabitliyor. Yani ışık hızını.
Ancak karadeliğin içine girdiğin zaman bu sabit değişiyor. Büyük ihtimalle bulunduğu bölgeye göre de farklılaşıyor. Sonunda bu sabir öyle bir orana geliyorki, madde sadece tekillik, boyutsuz bir kütleye dönüşmek zorunda kalıyor.
Bu nedenle karadeliklerin içindeki uzay-zaman değerleri de farklı oluyor.

Benim tüm yazılarımda anlatmaya çalıştığım ama başaramadığım şey şu; Zaman bir kavram değil. İzafi bir boyut metaforu değil. En, boy, yükseklik gibi direk ve doğrudan bir boyut. VE DİREK MADDENİN UZAYDAKİ GÖRECELİ HIZINDAN OLUŞUYOR.
HIZIN KENDİSİ OLARAK, BİR BOYUT. BİZLER ONU GÖRECELİ OLARAK ÖLÇÜP ALGILIYORUZ. (O BİZE GÖRE GÖRECELİ DEĞİL)
YANİ ASLINDA TRENDEKİ YOLCU BİZİZ, O DA RAYLAR...
  
 


   
    mertali  mutlu   30 Mart 2014
öncelikle yazdıkalrın gerçekten acayip hoşuma gitti çok teşekkür ediyorum ve aynen dediğin gibi akdelikler varsayım. fakat ışık hızı dedin ve genişleme ben bununla bir bağlantı kurdum entropi düzensizliğin rolüde çok büyük . şimdi üzerinde çalışıyorum ve dediklerini uygulayacağım çok teşekkür ederim .    


====================================

 Dünyanın içi sıcak, dışarıdanda sürekli olarak güneş enerjisi geliyor. İnsan etkisi olmasa dahi yeryüzünün sürekli ısınması gerekmez mi?

Serkan Yüksel , 30 Nisan 2014 , 7 cevap   
   

   
    uğur eylem  karakaş  30 Nisan 2014
yaradan tarafından dünyanın gerek sistemi gerekse ekosistemi çok ince ve düzenli yaratılmıştır.bu sebepten dolayı böyle bir olayın olması mümkün değil.fakat insanların son zamanlarda doğayla akıl almaz savaşı doğanın dengesini bozuyor.denge bozuldugu zaman görüşünüz belki gerçekleşebilir.   


   
    Serkan Yüksel  30 Nisan 2014
O yönden baktığımızda, maddeler arası ısı transferi diye bir olguda bu sisteme dahil. O halde dünyanın içindeki ısı enerjisi, katmanlardan iletilerek yeryüzüne eninde sonunda gelecek.   

   
    yusuf ozal karakas  30 Nisan 2014
Eger oyle bakarsak buzul cagininda yasanmamis olmasi gerekiyordu ama yasandi evet tarihtede boyle isinmalar olmus orn.biz Turklerin Turkistandan goc etme sebeplerimizden biriside kuraklikti dolayisiyla insan etkusi olmadanda olabiliyor.
   
   
    mehmet yamadağ  30 Nisan 2014
Evrende parcacıklar sürekli hareket halinde ve bu hareket enerji oluşturuyor toplam enerjiye ısı, ortalamasına ise sıcaklık diyoruz... maddeler ısı alışverişi yapıyorlar yük aktarımı diyoruz buna atmosferde de alınan ısılar salınıyor ondan dolayı yeryüzünün ısısı stabil görünüyor ama azot tabakası arttığı için (bizden kaynaklı sanayi atıkları SO2 gibi gazlar ) güneş ışığının tam yansıma yaparak yeryüzüne geri dönmesini sağlıyor bunun sonucunda da çölleşme oluşuyor. sorduğun sorunun yanıtını ilköğretim 7. sınıf fen ve teknoloji dersi insan ve çevre konusunda bulabilirsin ;)   
   
    murat eker  01 Mayıs 2014
en basit olarak Dünya kapalı bir sistem değildir,yani uzayla etkileşim halindedir,soğurduğu enerjinin bir kısmı uzaya transfer olarak dünyanın ısıl dengesi sağlanmış oluyor.
   
   
    betül görgel  01 Mayıs 2014
dünyanın ısınmasını bekleyemeyiz çünkü güneşten alınan enerji dünyada sadece ısı enerjisi olarak kalamamakta faklı enerji türlerine dönüşmekte ve dünya ısınmamaktadır.    

   
    Burtay Mutlu  05 Mayıs 2014
Ekleme : Dünya bir yandan da ışıma yolu ile uzaya ısı yayıyor. Alması ve vermesi arasındaki denge durumundan dolayı şu anki sıcaklık düzeyi mevcut.
Diğer yandan dünyanın dörtte biri büyüklüğündeki uydumuzun çekim gücü ile oluşan kuvvet değişmelerininde iç ısınmaya katkısı muhakkak ele alınmalı.
eğer ay olmasaydı. Dünya çok daha soğuk bir gezegen olabilirdi...

====================================================

Daha sonraki dönemdeki sorular ve cevapları
http://burtaym.blogspot.com.tr/p/sorular-cevaplar.html

Hiç yorum yok: