Eğer bir uzay gemisi ışık hızına yaklaşacak kadar hızlansa ne olurdu?


Bu sicim teorisine dayanan bir düşünce deneyidir.
Sicim teorisine yeni bir bakış açısı katmayı hedeflemiştir.

Düşünce deneyi, kendi içinde uyumlu olduğu düşünülen yeni önermelerde içermektedir.

(Bu çalışmanın devamı 
http://evreneyenibirbakis.blogspot.com.tr/ adresinde yayına alınmıştır. )

Yazım çok basit bir temele dayanıyor; her madde ve her durum, dönen ve genişleyen bir ortamdaki enerjinin dalgalanmasından oluşuyor.


Yazımda şu varsayımlarda bulunuyorum.

01) Evrenlerin özdeş enerji paketçikleri topağından, dalgalanma sonucu oluştuğunu,

02) Evrenlerin bir spini olduğunu,

03) Dalgalanma ve spin sonucu evrenin torus şekillerinden birine dönüşerek oluştuğunu,

04) 3 uzamsal boyutun, bu enerji paketçiklerinin geometrisinden dolayı serbest kaldığını,

05) "Zaman" ın bir boyut olmadığını ama "hız"ın bir boyut olabileceğini ve zamanın bu boyutun türevi olduğunu,

06) Mevcut sicim teorileri arasında geometrik ilişki olduğunu ve bunun ilk andaki geometrik yapıdan kaynaklandığını,

07) Evrendeki dalgalanmanın sürekli ve ışık hızında olduğunu ve bu dalgalanmanın her şeyin temel bileşenlerinden biri olduğunu,

08) Bu dalgalanmanın evrenin genişlemesinden kaynaklandığını,

09) Maddelerin bu dalgaları yansıtarak varlık bulduğunu ve dalga kaynağına dönüştüğünü,

10) Maddenin en küçük yapıtaşının sicimler veya parçacıklar değil, titreşimli enerji alanları olduğunu,

11) Bu titreşimli enerji alanlarının yapısının, en küçük alt parçacıklardan, en büyük maddelere kadar aynı olduğunu,

12) Güçlü, zayıf, elektromanyetik kuvvetlerinin, kütle çekimi tarafından nasıl şekillendirildiğini,

13) Alan yansımalarının, spinlerinden dolayı parçacık gibi algılanmaya neden olduğunu,

14) Kuantum dalgalanmasının, ortamdaki tüm dalgaların bir kaynaşması olduğunu, (kütlelerin ve evrenin genişleme dalgalarının)

15) Kuantum sıçramalarının da bu dalgalardaki enerji değişimlerinden kaynaklandığını,


16) Hız'ın artışı ile dalgasal alanların doppler etkisine maruz kaldığını, bununda zaman aralığı yavaşlaması, kütle artışı gibi sonuçları olduğunu,


17) Entropinin ve "zaman"ın tek yönlü oluşunun evrenin genişlemesinden kaynaklandığını,

18) Karanlık enerji'nin sadece evrenin spininin etkisi olduğunu,


Düşünce deneyinde Brian Green’in Evren’in Zarafeti, Evrenin Dokusu, Saklı Gerçeklik kitaplarındaki bilgiler ve yaklaşımlar referans alınmıştır. Bunun yanında internet ortamından sağlanan çeşitli belgesel filmler ve makaleler de konuların anlaşılması için kullanılmıştır.

Bu yazı daha önceki “Işık dursa ne olur?” çalışmamım devamı niteliğindedir. Bu nedenle o soruyu da tekrar cevaplamaktadır.
Konu hakkında bilgi birikimi olanlara yönelik hazırlanmıştır. Bu nedenle kitaplardaki açıklayıcı ayrıntı bilgiler kopyalanıp, tekrarlanmamıştır.

Eğer bir uzay gemisi ya da cisim ışık hızına ulaşabilseydi ne olurdu?
Uzay gemisi bir karadeliğe dönüşür, ardından yeni bir evrenin doğuşuna sebep olabilirdi.

(Anahtar rolü sicimler oynamaktadır. Çünkü sicimler; ipliksiden, zar'a, tek, iki ya da üç boyutlu ve daha fazlasında çeşitli şekillerde titreşen enerji kümeleridir.)
(İlk varsayımım;
Sicimlerin "KEP" adını verdiğim "Küresel Enerji Paketçikleri"nden oluştuğudur.)

Sicimler maddenin ve parçacıkların en ufak bileşeni değildirler.

Sicimler özdeş, homojen çok daha küçük, Küresel Enerji Paketçiklerinin (KEP) çeşitli varyasyonlarda bir araya gelmelerinden oluşmuşturlar.


Sicimlere enerji aktarımı demek, KEP’lerin sayısını artırmak demektir. Böylece sicimler uzayabilir, güçlenebilir. Biçim değiştirebilirler.

Bu paketçikler sayesinde; enerji depolanabilir, çeşitli şekillerde kullanılır veya dönüşebilir.
(Bir akışkanın atomu gibidirler. Akışkanımız "uzay-zaman", moleküllerimiz "sicimler", atomlarımız "KEP"lerdir.)

Eğer bir uzay gemisi sürekli hızlandırılırsa, artan miktarda enerji gerekir.
Özel Görelilik gereği, geminin hızı doğrultusundaki uzamsal boyutu dış gözlemciye göre küçülecektir.

Varsayımımda sicimlerle ilgili iki durum vardır.

İlki, hareket için kullanılan enerji ile uzay gemisinin sicimleri genişleyip, gemiyi sarmaktadırlar.

Enerji düzeyi daha da artınca, birleşerek üç boyutlu zar sicimlere(3d zar) dönüşmektedirler. Gemiyi örterler.
Daha fazla enerji kullanımıyla, hız artarken, bu zar sicimlerde genişler. Yoğunlukları artar.

Gemi uzayda, hızıyla orantılı artan dirençle karşılaşır. Bu yoğunluktan kaynaklanır. Bu kütle artışı olarak karşımıza çıkmaktadır.

İkincisi, hareket için gemiye verilen enerji ile sicimler uzamsal boyutlarıda sarmaktadırlar.

Uzayan ve güçlenen sicimler, hareket ile aynı doğrultudaki uzamsal boyutu sıkıştırmaktadır.

Bu sıkışma (ivme) devam ederse sıkışma tamamlandığında, gemi diğer uzamsal boyutlarda titreşime girer.

Titreşimin hızı ile bu boyutlarda sıkışır.

Cisim, karadelik olmak için yeterli yoğunluğa ulaştığında, uzay gemimizde bir karadelik haline dönüşür.

Karadeliğe dönüşümden önce gemide durum
Dış gözlemciye göre, "gemi içindeki zaman" yavaşlayacaktır.
“Zamanın yavaşlaması” sicimlerin doğrudan etkisi değildir. (Öyle olsaydı çok kolay olurdu)
"Hız" direk yoğunlukla ilişkilidir.

Hızlanan gemideki zar sicimler, geçici bir “cep evren” oluştururular. Bu evrenin fizik kuralları dış evrenden farklıdır.
(Bence hızlanan her cisim kendisini saran sicimlere enerji aktararak geçici bir evren oluşturuyor.)

“Hız” burada kıvrılmış bir boyut olarak gözüküyor.


Bu boyut enerjisi diğer 3 uzamsal boyut enerjisi ile ters orantılıdır.
Cismin hızı artıkça, enerji diğer boyutlara aktarılıyor ve onları sıkıştırıyor.
Sicimler yüksek enerjili durumda olup uzamsal boyutları sıkıştırıyorlar.

Aynı şekilde, “hız boyutunu” saran sicimler, düşük enerjili duruma yöneliyor. Bu boyut uzuyor.
Aynı doğrultudaki uzamsal boyut ise kısalıyor.


Karadeliğin kütlesi, topladığı madde miktarı, enerji ve karadeliğin spini ile oluşur.
Karadelik yakaladığı kütleye enerji aktarıp parçalayarak sıkıştırır.

Çünkü küçük parçacıklar daha kolay sıkışır. Parçalayarak sıkıştırma, tüm boşluklar kapanıncaya kadar sürer.
Bu işlem aşama aşama devam eder.
Bu aşama tüm parçacıklar KEP’lere dönüşene kadar sürer.


Ortamı, enerji düzeylerine göre çeşitli durumlarda ve olasılıklarda sicimler doldurmuştur.
Sicimler homojenleşene kadar enerji lerini değiştirirler. Sicimler darlaşan bölümlere doğru itilirler.

Enerjice zengin sicimler, ağır parçacıklarda dâhil birçok yeni parçacık oluştururlar. Sonra enerji değişimi ile tekrar parçalanırlar.

(Önce moleküller arasındaki boşluklar kapatılıyor. Sonra atomlar arasındaki, sonra atomlar içindeki proton, nötron ve elektronlar arasındaki, sonra proton ve nötron içindeki boşluklar. Bu son nokta değildir.)
Bu aşamada tüm sicimler özdeş ve homojendir. Ve titreşirler. Hala boyutlar vardır. 3 uzamsal boyutta dâhil tüm boyutlar aynı uzunluktadır.
Sicimler hala tüm boyutlarda titreşmektedirler.
Bu nedenle hala sıkıştırılabilinecek alan vardır.
Bu tekilleşmenin ilk aşamasıdır.
(Karadelik aynı zamanda dış uzaydan madde toplamaya ve parçalamaya devam eder. )

Karadeliği oluşturan zar sicim, uzayı büken bir girdap gibidir.

Kara delik, madde toplama ve parçalama sonrası elde ettiği enerjiyi dönüş hızını (spin) ve genişlemesini korumak için kullanır.
Spini artıkça kütlesi de artar.

(Bu bana büyümek ve yaşamak için enerji sağlayan bir canlının sindirim sistemi gibi görünüyor.
Önce enerji harcayıp parçalıyor, sonra bu parçalardan enerji alıyor.)


Karadelikteki tekilleşme süreci şekildeki “a” noktasında başlar. Bu nokta, kapalı zar sicimin, bilinen uzaydaki son dış yüzeyidir.
Burada evrensel genişleme dalgaları üst üste bindiği için, zaman yoktur. (Özel görelilikten dolayı)

2nci aşama başlamıştır.

“a ve kep” noktaları arasında sicimler homojenleşirler. Bu süreçte açığa çıkan enerji, karadelik zar sicimine eklenir.

Karadeliğin enerjisi artıkça, spinide artar.
Karadelik 3d zarın dip kısmı (b noktası), biriken sicimler ile esner(a,b arası).
Spin ile uzama doğru orantılıdır. Bağın çapı darlaşır ve uzar.



a ve kep” noktaları arasında, sicimler homojenleşirler. Bu süreçte açığa çıkan enerji, karadelik zar sicimine eklenir.


Bu dar geçitte, basınç ile sicimler dibe şırınga edilirken, boyutlarını (titreşimlerini)kaybederler. Şimdi boyutları daha da küçüktür. Titreşim enerjilerini, kara deliği oluşturan zar sicime aktarırlar.
Bütün madde “a” noktasından sonra tamamen parçalanmıştır.

“KEP” ile “b” noktaları arasında, sicimler dibe doğru şırınga edilirken, boyutlarını kaybederler. Bu ortamda KEP’e dönüşürler.
“c”, KEP’lerin depolanma alanıdır.

Titreşimin sona erdiği noktada, sicimler için boyutlarda kalmamıştır.
Titreşecek boyut olmayınca sicimlerde, KEP olarak (Küresel Enerji Paketçikleri) çok daha az bir hacim işgal ederler.
Bu şekilde, karadeliğin dip noktasında toplanıp, depolanırlar.

İşte bu tekilleşmedir.


KEP’ler boyutsuz ve minimum düzeyde enerji taşıyor olsalar da, bir varlıkları vardır. (“c” noktasında)
Karadeliğin spinine bağlı olarak, KEP miktarı artıkça, bu bölge (c) baloncuk gibi şişer.
Bu balonun spini başlangıçta karadeliğin spini ile eşdeğerlidir.

(Karadelik, evreni oluşturan başka bir zar sicimin içine gömülüdür. Ekseni etrafında dönen bir balonun içindeki kum tanelerinin, balon zarına gömülmesi gibi…
Karadelik sicimi, evrensel zar sicim ile etkileşim halindedir. Kütlesi, hızı ve enerjisi, spinine bağlıdır. Eğer karadeliğin spini yavaş ise, bu evrensel zar sicime enerji aktarımı daha çok olur.)

Zar sicimin esnekliği sayesinde karadelik ile bu baloncuk arasındaki bağ uzun süre korunur.

Baloncuk, KEP miktarı artıkça genişler.

Genişledikçe, spinden dolayı baloncuk ile evrensel zar arasındaki etkileşim artar. Ancak karadelik ile baloncuk arasındaki bağ bu gerilimi taşıyamaz. Gücü aktarmak için hem uzundur hem de incedir.
Baloncuk karadelikten ayrılır.

Kopma anında iki şey gerçekleşir.

Karadelik kopan yeri hemen tamir eder. Belli belirsiz bir kütle kaybı gözlenebilir.
KEP dolu zar sicim, karadeliğin evreni dışındaki boşluğa salınır.

(İlk senaryo, KEP dolu zar sicimin, başka bir KEP dolu zar sicimle çarpışması ile başlar.
İkinci senayo kopma ile başlayandır. Sonraki aşamaların hepsi aynıdır.
Sadece kopma anındaki süreç biraz farklıdır. 2nci senaryoma uygun olarak devam ediyorum.)

Her şey ayrılma anında olur.

(Bu an’a kadar KEP’ler mikrodalga da ısıtılmış durgun saf su molekülleri gibidirler. Çünkü baloncuk zar basınç yapmaktadır.)

Açık kısmın tamiri için, baloncuğun spini bir miktar yavaşlar. Böylece baloncuk KEP’leri sıkıştırır.

Sıkışmanın enerjisi balonun merkezinde dalgasal olarak yoğunlaşır.(KEP’ler bir sıvı gibi tepki verirler.)



Büyük Patlama


Sanılanın aksine, büyük patlama çok küçük bir enerji ile başlamıştır.
Sadece bir KEP’in enerji durumunun değişimi yetmiştir. Ondan sonra her şey, zincirleme gelişmiştir.
Baloncuğun karadelikten ayrılışından sonra, baloncuk kendisini onarır. Büzülür.
Onarım sırasında dıştan merkeze basınç dalgalanması oluşur. Baskı KEP’lerle iletilir.

Odaktaki KEP üzerinde yoğunlaşan basıncın geri yansır. Odaktaki KEP’in çevresi biraz genişler. Basınç dalgası çepere ulaştığında, balocuğun zarı tarafından emilir.
Baloncuk spininden dolayı ekvatoryal olarak biraz genişler. Baloncuğun kutuplarından merkeze basınç dalgaları iletilir.


Bu sefer, merkezden dışa doğru yayılan bir dalgalanma (Evrensel Genişleme Dalgası- EGD) gerçekleşir.
Odaktaki KEP ve onunla fiziksel temas halinde olan 12 KEP titreşir.
(Çünkü bir küre, benzer kürelerden en fazla 12 tanesi ile temas halinde olabiliyor.)

Çünkü odaktaki KEP’in titreşmesi ve baloncuğun spini onlara hareket alanı ve enerji sağlamıştır. Aynı süreç güçlenerek tekrarlanır. Sürece her seferinde daha fazla KEP katılır.


Bu şekilde, bir (kırmızı) küre etrafında temas halinde 12 özdeş küre var.
6 (Gri) küre eksen etrafında ve alt-üst olmak üzere kutuplarda (2x3) (mavi) küre var.


Artan dalgalanma ile merkezden dışa doğru itki hızlanır. İtme-çekme aşamasına geçilmiştir.

Tüm KEPler dalgalanmaktadır. Ancak sadece merkez bölgede hafif bir titreşim alanı vardır. Her dalgalanmada daha fazla KEP titreşir. Enerjileri ile baloncuğun spini artar ve zar’ını da genişlemeye zorlar.
Ravel’in Bolerosu gibi ritimle artan dalgalanma tüm KEP’leri etkisi altına alır.

(Mikrodalgada ısıtılan bir bardak “durgun saf su” moleküllerini hatırlayın. Dıştan durgun görünse de, bardağa yapılacak bir vuruş ya da içine atılacak bir damlacık ile kaynacaktır.)



Baloncuk genişlerken, spinide artar.
Baloncuk torusa dönüşür. Bu dönüşüm anında 3 uzamsal boyut serbest kalır. Bu “şişme” aşamasıdır.
KEPler arasındaki simetride bozulur. 3 uzamsal boyutun oluşumu ile KEPler arasındaki enerji aktarımı da düzensizleşmiştir.





Baloncuğun dönüşü ile merkezdeki basınç düşer. Küresel baloncuğun kutupları basıklaşır. Kutuplar birleşirler. Bu bir enerji tasarrufu hareketidir.
Torus bir evrendir artık.

Bazı KEP’ler basıncın ve dalgalanmanın etkisiyle, dalgaya kapılarak, birleşirler ve sicimlere dönüşürler.

Ancak çoğu KEP dalgalarından dolayı, birleşebilecek kadar birbirlerine yaklaşamazlar. Aralarındaki mesafe genişleme ile daha da artar.
(Bu daha çok; suyun yüzey gerilimi ile yüzen parçacıkların durumu gibidir. Her parçacık su yüzeyini biraz gerer. Her parçacık birleşmek yerine ayrı ayrı dururlar. Eğer bir de, parçacıkların spini var ise bu mesafe daha da artar. )

Sicimlerin oluşumunda da peşi sıra gidip gelen bu dalgalanmanın etkisi vardır.
Bu dalgalanma evrendeki genel arkaplan kozmik ışımanın da sebebidir.

Enerjinin homojen olarak dağılmasını sağlamıştır.


KEP’ler niye küreseldir?

Küresel çünkü
1) Özdeş paketçiklerin simetrik olarak sıkışabileceği tek makul şekildir. Ancak bu şekilde diğer koşullarda mümkündür.

2) KEPlerin homojen ve simetrik olarak enerji aktarabileceği tek şekildir.

(Mesela küp olsaydı paketçikler, daha fazla depolanabilirdi. Ancak, küp merkezinden kenarlara ve köşelere olan fark yüzünden, enerjinin homojen ve simetrik aktarımı mümkün olmuyor.)

3) Ayrıca, ancak paketçikler küresel ise, üç boyutun oluşması mümkün.

3 Uzamsal Boyutun oluşumu:


KEP’lerin maruz kaldığı bu dalgalanma daha sonra kuantum alanındaki dalgalanmaların temelini oluşturacaktır. Ancak, henüz değil.
İç KEPler dalgalanmalarının sırasında, onlarla temastaki dış KEPlere enerjinin büyük bir bölümünü aktarmıştır.

Baloncuğun spini ve genişlemesiyle, içten dışa olan dalgalanma güçlenmektedir.
Çünkü sistemde, daha fazla alan açılır. Durgun durumdaki daha fazla KEP dalgalanmaya dâhil olur.

Her genişleme, içe doğru yeni bir dalgalanmaya neden olmaktadır.
Odaktan geri yansıdığında ise KEPleri yeni açılan alanlara daha kolay sürüklemektedir.

Evrenin kalbi atmaya başlamıştır…


(Dalgalanmanın başlaması ile 3 boyutun oluşumu arasında çok sayıda dalgalanma gerçekleşmiştir. Dalgalanmaların homojen, hızlı ve yoğun olduğunu düşünüyorum.)

Merkezi basınç artmıştır. Baloncuk zarı genişlemektedir. Spini de artmaktadır.
Odaktaki merkezi KEP, ilk sıradan 12 KEP ile temas halindedir. Sonraki sıranın 8 KEPini de aralıklardan doğrudan etkileyebilmektedir.

Odaktan yansıyan dalgalanmalar ilk olarak bu KEPleri etkiler. Bu KEPler aldıkları enerjiyi bir sonraki sıraya iletirler.

İletim simetrik yayılırken, her KEP, 4 durgun KEPe enerji aktarmaktadır. (3 tanesi ile direk temastadır. Bir tanesini de doğrudan görmektedir.)

Enerji aktarılan diğer KEPler ise, sadece ondan değil, önceki sıranın diğer KEPlerinden de enerji almaktadır.

Alan bulan KEP’ler dalgalanma içinde hafifçe titreşirler. KEP’ler titreşim için her yönde alan bulamazlar. Enerjiyi aldığı yön zaten önceki sıra KEPlerle kapalıdır. Yanlarda diğer KEP’lerle sınırlamıştır.
Sadece dışa doğru – genişleme yönünde açıklıklar vardır. (Serbest boyutların sayısı da buna göre oluşuyor.)

3 uzamsal boyut ve zaman bu aşamada ortaya çıkar. Çünkü aktarılan enerjinin önü, sicimleşmeye başlayan KEPler tarafından sarılıp kapatılamayacak kadar genişlemiştir.
KEPler bu açıklıkların içinden boyutların uzamasını engelleyememişlerdir.
Bu aşamaya kadar korunan simetri, bozulur.


Uzayan üç boyutun bulduğu aralıkları göstermektedir. (Tepeden)



Uzayan 3 boyutun yandan görünüşü

3 boyutun önü açık olduğu için, bir sonraki KEPe ulaşana kadar boyları artıyor. (Sarmak için KEPlerin sahip olduklarından daha çok enerji lazım oluyor.)

Tabii bu üç uzamsal boyut tek bir bölgeden çıkmıyor. Simetriden dolayı aynı anda ve aynı “KEP sırasında” gerçekleşiyor. Hepsi özdeş olduğu için boyutlar aynı olarak algılanıyorlar.


Bu aşamadan sonra KEPler birbirlerine enerji aktarmaya devam ederler. Uzamsal boyutlarda önleri açılan KEP’ler farklı açılarla çarpışırlar ve enerjileri değişir.
Simetri bozulur. Kaos başlar. (Aynı anda dalgalanma da sürüyor.)


Sicimler


İtilen, çekilen, sıkışan ve birleşen KEP’lerden oluşurlar.
Kaynaşan KEPlerin sicime dönüşmeleri için bazı koşullar gereklidir.

1) Sicimler bir dalganın içinde oluşurlar.
2) Dalganın frekansı bu oluşumları bir arada tutar.
3) Enerji artışı daha çok KEP eklenmesi demektir.
4) Sicimlerin hızları, taşıyabilecekleri enerji miktarını da etkiler.
5) Dalga boyu değiştikçe, sicimlerin taşıdıkları enerji de değişir.


Bilinen 5 temel sicim formülü arasındaki ilişkiyi gösteren animasyondur. (Sarı renk ile pembe renk arasında zıt ilişki vardır.)

Birinin yüksek enerjili durumu, diğeri için düşük enerjili durumdur.


5 sicim fomülünün sadece bir tanesi yüksek ve düşük enerjili durumlarda aynıydı. ( TIP IIA)
(TIB IIB x TIB IIB) ve (TIB I x HETEROIC O) ve (TIB IIA x HETEROTIC E)

Bunun ana nedeninin, KEP’lerin arasındaki simetrinin büyük patlama sırasında bozulması olduğunu düşünüyorum.

(Üstelik bence 5 değil, 6 formül var. 6ncısı gene TIP IIA’nın (aynı ama düşük enerji seviyesi için) formülü.


HETEROTIC O, HETEROTIC E ve TIP IIA arasında 120 derecelik bir ilişki var. 2 boyutlu bir düzleme ait gibi.
Aynı şekilde, TIB I, TIB IIB ve TIP IIA arasında da 120 derecelik bir ilişki vardır. Bu da bir başka 2 boyutlu düzlem.

Bu iki grup düzlemler arasında ise 90 derecelik bir ilişki var. Ki bu da 3 boyutlu bir yapıyı ortaya çıkartıyor.

(Yine de bu açıların tam olarak ne anlama geldiğini bilemiyorum. Sadece KEP’lerden sicimlerin oluşma esnasındaki enerji ve açılarla bağlantılı olabileceğini düşünüyorum.)


Kaynaşıp, sicime dönüşen KEP sayısı küçük bir yüzdedir. Çünkü 3 boyutla başlayan kaosta, birçok KEP dalgalanmanın (Evrensel Genişleme Dalgası- EGD) içinde birleşemeden, birbirlerinden uzaklaşmışlardır. KEPler EGD ile olan etkileşiminden dolayı kendi alanlarını oluşturmuşlardır.

Evrendeki saptanabilen her şey bu alanlardan oluşmuştur.

(Uzay dokusundaki serbest KEP’leri bugün karanlık madde olarak tanımlıyoruz. Bildiğimiz sıradan madde ve parçacıklarla etkileşime girmeyecek kadar ufak alanları olmalarına rağmen, kütleleri vardır.)



Kuantum alanı:
Kuantum alanının 2 bileşeni vardır.

İlki, evreni genişlemeye, şişmeye zorlayan düzenli dalgalardır (EGD). Bu dalgalar ışık hızındadır. Evrenin çapının genişlemesiyle oluşan dalgalardır.
Bu nedenle "zaman dalgaları" olarakta değerlendirilebilirler.

İkincisi ise,
EGD üzerinde alan oluşturan parçacıkların kütle dalgacıklarıdır.
EGD ile parçacık dalgalarının sinerjisinden oluşmuştur. Dalgaboyu ve enerjisi, kaynaklarına göre farklıdır. Tüm uzaya yayılmışlardır.



Kuantum Dalgalanması: Parçacıkların kütle dalgacıklarının kaynaşmasından oluşur.

Bunu denizdeki dalgaya atılan bir avuç kuma benzetebiliriz. Her kum tanesi kendi dalgalarını oluşturur. Dalga yüzeyi, dalgacık karmaşasıyla dolu bir yüzeye dönüşür. Tepe ve dip noktaları üst üste biner ya da nötürleşir.

Bu dalgalar üzerindeki parçacıklarda, kendi kütle alanlarına göre enerji yüklenirler veya kaybederler. Atom yörüngesindeki elektronların kuantum sıçramaları en bilinen örnektir.

Küçük kütleli (alanlı) parçacıklar kuantum dalgalanmalarından daha çok etkilenirler.
Foton'un durumu farklıdır.
(O kadar küçüktürler ki EGD ile hareket ederler. Bu nedenle kütleleri de yoktur. Durumları, dalgalar üzerindeki köpüklere benzer daha çok. )

Yine bu yüzden bir aynı dalga üzerindeki elektronlar, aralarında mesafe olsa da koordineli hareket edebilirler. Bunlardan birine müdahale, dalganın enerji durumunu değiştirdiği için, diğerini de aynı yönde etkiler.

Ancak aralarındaki mesafe arttıkça, başka dalgaların araya girmesi ile bu olasılık düşer. Gene bu dalgalanma sayesinde, parçacıklar dalgasal hareket ediyorlar.

Evrendeki maddenin yapısal değişiminin (bozulmanın, çürümenin)ve entropinin temel sebebi de, EGD kaynaklı kuantum dalgalanmalarıdır. Her EGD ile parçacıklar arasındaki denge bozulur.

Dalgaların enerji seviyelerindeki değişimler, dalganın üzerindeki parçacıkların enerji seviyelerini değiştirir. Sistem, ayak uydurmak için parçacık ışıması yapar.

Eğer evren torus şekillerinden birinde ise, genişleme dalgaları sürekli ve sonsuz olacaktır. Kuantum dalgalanmalarıda bu evrenin doğal bir sonucudur.

Uzayın Dokusu: 20nci yüzyıl başında uzayda esir ya da ether diye bir şeyin var olmadığı ispatlandı. Salt boşluk olduğuna karar verildi. Yakın zamanda ise esir kavramı, Higgs alanı kavramı ile karşımıza tekrar çıktı.

Uzay dokusunun bazı temel bileşenleri vardır.

1) (3d) Zar sicim evreni doldurmaktadır. Bütün sicimler gibi enerjiden oluşmuştur. Yoğunluğu düşüktür. Spini ve titreşimi ile ayrı bir alan oluşturmaktadır. (Evrenin dış ortamına göre ???)
2) Evrensel genişleme dalgaları (EGD)
3) EGD üzerindeki parçacıkların ve enerji alanlarının oluşturduğu daha küçük dalgalanmalar.
4) Tüm bu dalgalanmalardan karışımından oluşan kuantum dalgalanmaları.






Evrenin Genişlemesi: Genişlemenin 4 boyutu vardır.



İlki çaptaki sürekli genişlemedir. Şekilde gösterilmiştir.
Torus sanal merkezine göre, evrensel çap sürekli genişlemektedir.
İkincisi torusun kendi ekseni etrafındaki dönüşüdür. Bu aynı zamanda torus kolunun şişmesi ile dik olarak bağlantılıdır. Genişlemesi, çapın artış hızıyla aynı orandadır. Dalgasaldır.
Üçüncüsü, torusun kendi ekseni etrafından dönmesi sırasında şişmesidir. (Çap genişledikçe şişme de artar.)
Dördüncüsü torusun spinidir.

Bunların içinde en önemlisi torus sanal merkezine göre, evrensel çapın genişlemesidir. Genişleme ışık hızındadır.

Algıladığımız genişlemenin adı; bizim için "zaman"dır.
Torustaki şişme dalgasaldır. Bu dalgalar "ışık" ile özdeş hızdadır.

Torusun spini ise etkisini karanlık enerji olarak gösteriyor.

Zaman:

Zaman diğer uzamsal boyutlardan farklıdır. Çünkü "zaman" aslında tam olarak bir boyut değildir. Başka bir kıvrık boyutun algılanmasıdır.

Görelilikte gördüğümüz gibi “zaman”, hıza bağımlı bir değişkendir.
Cismin hızına göre, zaman da her zaman farklı olmaktadır.

Bu nedenle “hız” ın enerji artışıyla genişleyen kıvrılmış bir boyut olduğunu düşünüyorum.
Diğer uzamsal boyutlarla ters orantılıdır.


“Zaman” ise bu boyutun (hızın) türevidir.


“Boyut” kavramını farklı bir şekilde ele alıyorum.

Klasik boyut tanımına ek olarak her bir boyutu; enerjinin ve türevlerinin (maddeler veya parçacıkların) serbestçe hareket edebildikleri (tek boyutlu) alanlar olarak niteliyorum.

(Madde tek bir boyut ya da 3 uzamsal boyut üzerinde aynı anda hareket edebilmektedir.)
Bunlarla şekilleri ya da koordinatları saptayabiliyoruz.

Enerji ve türevleri (madde) "Zaman" da hareket ederler.
Bu hareketin maddeye etkisinden dolayı da zamanı, bir boyut gibi hesaplarımıza katabiliyoruz.

Hız’ı kıvrık bir boyut olarak ele alırsak:


(Diğer koşullar sabit kalmak üzere)
Bir cismin herhangi bir boyutundaki değişiklik nasıl özkütlesini değiştiriyorsa, hız da maddenin özkütlesini değiştiriyor.

Nasıl boyutlardan birindeki değişiklik ile maddenin evrene göre koordinatı değişiyorsa, hız ile de maddenin koordinatı değişir.
(Saran sicim, hız için verilen enerji ile uzar. Enerji arttıkça, zar sicime dönüşür ve cismi sarar.)

Evrensel genişlemenin de bir hızı vardır.
Evrensel genişleme ile maddenin yeri sürekli (sanal merkeze göre) değişir. Bunu “zamanın akışı” olarak algılıyoruz.
Bu nedenle cisimler zamanda sürekli ve tek yönlü hareket etmek zorundadırlar. (Çünkü evrensel genişleme hızının bir sonucudur.
"Zaman"ın diğer boyutlardan farkı da; bu “tek yönlü sürekliliği”ndendir.


“Zaman” üç uzamsal boyutun serbest kalması esnasında ortaya çıkmıştır.

“Zaman”ı şekiller açıklamaya çalışırsam,

Uzayımız 3ncü boyutta bir torus şeklinde olsaydı, bu torusun iç zar katmanı da evrenimiz olur. (Bu durumda evrenimizin kapalı bir evren olduğunu düşünüyorum.)

Burada dikkat edilmesi gereken nokta; “B noktası”dır. Belli bir alan değildir. Torusun tüm iç yüzeyidir.
Çünkü torusun hangi noktası olursa olsun, A noktasından uzaklaşma hızları aynıdır.
(3 boyutlu çizimde öyle gözükmese de,
sadece daha üst boyutlu çizemiyorum)

KEP titreşimi, bu zar evrenin merkezi (A) noktasından başlamıştır. Evren küreseldi. Bu nokta da evrenin içinde ve merkezindeydi.
Enerji değişimleri, dalgalar şeklinde merkezinde odaklanıyordu. (Bir çukur ayna gibi…)
(Bu aşamayı yukarıda, "Büyük Patlama" başlığında irdelemiştim.)
Evrenin (3d zarı) sınırları, merkezden sürekli uzaklaşmaktaydı. "Zaman" olarak bu hareketin hızını algılıyoruz.

Bu nedenle de zaman tek yönlüdür, sadece ileriye doğrudur. Geçmişe dönmek mümkün değildir.


( Ayrıca torus'un iç yüzeyindeki her nokta, bu sanal merkezden eşit uzaklıktadır.
Sadece bunu çizebilmem için yüksek boyutlu bakış açısı gerekiyor. O da ben de yok. )

Başka bir örnek ile anlatmaya çalışırsam;

Şimdi bu torusun bir parçasını gözümüzde canlandıralım.
Denizde tam çevrim yapmış, kapalı dev bir dalga düşünelim. Dalga (merkezine göre) ışık hızında genişlemektedir.
Diğer yandan bu dalganın içinde bir minik denizaltı düşünelim.
Bu deniz altı için dalga nerdeyse düzdür.

Eğer ışık (fiberoptik camlarda olduğu gibi) dalganın iç yüzeyinde hareket edebiliyorsa, kesinlikle düz olarak görecektir.
(Dalganın ortası hiçliktir. Gözlemciler hiç bir şey saptayamaz.)


Bu dalganın içindeki hareketsiz denizaltımız dalganın parçası olarak harekettedir. Eğer hareket için enerji kullanmıyorsa, dalgaya göre hareketsiz olacaktır.
Denizaltıdaki gözlemci,( ne dalganın, ne de kendisinin) bu durumunun farkında olmayacaktır.
Oysa dalgayla hareket etmektedir.

Eğer denizaltı hareket ederse, dalga içinde istediği kadar gidebilir. Herhangi bir yöne doğru sürekli gidebilir. Bu sonsuzluktur. Bir gün, ilk başladığı koordinata tekrar gelse bile, dalga genişlediği için ortam bıraktığından çok farklı olacaktır.
İşte, dalganın bu denizdeki hareketinin hızını, zaman olarak adlandırıyoruz.


(Koordinat terimi kullanıyorum, çünkü torus ne kadar büyümüş olursa olsun, bir noktanın torusa göre 3 boyutlu koordinatı değişmez.)
Zaman üç uzamsal boyutu da 45 derece ile kesişmektedir. (Diğer boyutlar gibi 90 derecede değil. Cisim 3 boyuttan biri üzerinde hareket ettiği için 90 derece olarak algılıyoruz.)

 




İlk üç uzamsal boyutun, 2 boyutlu düzlemde açıları 120 derecedir. 3 boyutda ise, 90 derece olarak karşımıza çıkıyor.


(120 derecenin bir diğer önemi de, “neden 5 farklı sicim formülü olduğu? “ konusunda karşımıza çıkıyor.)





Zaman üç uzamsal boyutu da 45 derece ile kesişmektedir.

Buradan çıkan diğer sonuçta; “zaman” üç uzamsal boyutun bileşkesidir.

Bu bileşke aynı zamanda evrenin genişlemesiyle aynı yönde ve hızdadır.

(Evrenin sanal merkezine göre genişleme hızının ışık hızında olduğunu daha önce belirtmiştik.)
Bu nedenle de hiç bir cisim, ne kadar enerji aktarılırsa aktarılsın, asla ışık hızına çıkamıyor.

Çünkü cismin herhangi bir hareketi, herhangi bir uzamsal boyut üzerinde olacaktır. Bu boyut bileşkeye ve bileşke vasıtasıyla diğer 2 boyuta da enerji aktarmak zorundadır.

Ancak cisim tek boyutlu ise, diğer iki boyut “sıfır” olunca ışık hızına çıkabilir. Yani foton gibi…

Zaman dalgaları (aynı zamanda EGD-Evrensel Genişleme Dalgaları) doppler etkisi ile bu enerjiyi diğer uzamsal boyutlara taşımaktadır.

Ayrıca “zaman”ın, hızın türevi olmasının farklı bir sonucu daha vardır: Hızımıza göre birden fazla zamanla iç içe olmamız gibi.
Bu karşımıza özel görelilik ile çıkmaktadır.
Özel Göreliliğe göre, hızlanan her cisim kendi alternatif zaman çizgisini oluşturmaktadır.


Özel Görelilik açısından



Özel görelilik der ki...
•Cisimler hızlandıkça zaman cisim için daha yavaş akmaya başlayacaktır, ışık hızına ulaşıldığında zaman durmalıdır.
•Cisimler hızlandıkça kinetik enerjilerinin bir kısmı kütleye dönüşür. Durağan kütleye sahip cisimler hiçbir zaman ışık hızına erişemeyeceklerdir.
•Cisimler hızlandıkça hareket doğrultusundaki boyları kısalmaya uğrayacaktır.



Hızlanan cisimde, hareket doğrultusundaki uzamsal boyut kısalıyor. Zaman da yavaşlıyor. Niçin?

Cisim için zamanın yavaşladığına nasıl, neye göre karar veriyoruz? Asıl soru bu.

Burada taban aldığımız temel değer, evrenin genişleme oranının (A’dan, B’ye) değeridir. Bu değer dış gözlemci için sabittir.

Uzay-zamandaki genişleme dalgasal ve süreklidir.


Evrenin ilk varoluşundan başlayan bu dalgalanma, evrenin genişlemesiyle aynı hızdadır. Bu dalgalanmansın hızı, ışık hızındadır.
(Bu nedenle ışık hızı temel sabittir. Çünkü bir nesne bir dalga ile en fazla, o dalganın hızında hareket edebilir. Ve ışık hızı ulaşılabilinecek en yüksek hız.)


Evrendeki her şey bu dalgalanmaya tabidir. Bu dalga ile temasa geçen her şey, yeni bir dalga kaynağına dönüşür.
Aşağıdaki simulasyon linkinde dalga ile karşılaşan parçacıkların oluşturduğu dalgaları ve hareketlerini inceleyebilirsiniz. (
http://www.falstad.com/ripple/ ,
http://www.falstad.com/mathphysics.html )

Simulasyonda sabit bir dalga kaynağı ile sabit bir cisim arasındaki ilişki gösteriliyor. Bu nedenle tam bir anlatım değil. Çünkü bizim cisimlerimiz aynı zamanda hareketli. Ancak fikir vermesi açısından başarılı bir simulasyondur.
EGD ile cisim dalgalardan bir alan oluşturur. Bu alanın genişliği, cisimin kütle ve enerji düzeyi ile bağlantılıdır.

Cisimlere kütlelerini bu alanlar sağlar. Yayılan dalgalar, diğer kütlelerin dalgaları ile karışarak kuantum alanına neden olur.
Ayrıca cisimler, genişleyen evrenin spininden dolayı, serbest düşme hareketi içindedir. Bu da EGD’da bükülmeye neden olur.



Hareket eden cisim, hareket yönündeki boyutta sıkışır.


EGD cisimden geçerken cisimi saran zar’ın geçirgenliğinden (yoğunluğundan) dolayı yavaşlar.



İç gözlemci değişimi algılayamaz. "Zaman" yavaşlamıştır.
(
Copright@ 2008 - David M. Harrison'un dalgalar için hazırladığı bir programdan alınmış görüntüdür.)




%75 %90 %98.75 %100

Hareketli cisimin, kendi oluşturduğu dalgalar üzerindeki etkileri yukarıda görülmektedir.
(Şekiller ses dalgaları için kullanılan bir simulasyondan alınmıştır. Doppler etkisinin 4 durumu gösterilmiştir.)

Doppler etkisine göre, hız artıkça cismin oluşturduğu dalgalar, cisime direnmektedir.

Ses dalgaları ile Zaman dalgalarının (EGD), dalga olarak benzer tepkilerinin olacağını varsayıyorum.
Aralarındaki fark ise bu dalgaların kaynağıdır. Ses dalgalarından farklı olarak, kaynak cisim değil, cisimle etkileşime giren zaman dalgalarıdır. 
(
Başka bir simulasyon http://www.lon-capa.org/~mmp/applist/doppler/d.htm )

Yani cisimlerin yaydığı dalgalar, aslında EGD'nin yansımalarıdır. (Yani tüm maddeler/kütleler aslında zamanın yansımasıdır.)

Cisimin burada 2 farklı dalga ile etkileşimde olduğunu fark ediyoruz.

Bir tanesi EGD’dir. Cismimiz sabit de dursa, hareketli de olsa bu dalgalara sürekli maruzdur. Bu dalgaların hızı ve enerjisi sabittir.

İkincisi ise cismimiz ile bu EGD etkileşiminden doğan dalgacıklardır.
Cismimiz hareketlendiğinde, bu dalgacıklar hareket yönüne göre tepki vermektedir.

Şekilleri zaman dalgalarına göre yorumlarsak, (Zaman’ın EGD’nin hızının türevi olması şartıyla)
Cisimin sicimleri, bu dalgalardan enerji almaktadır.
Bu bize artan hız ile “kütle artışı” olarak gözükür.

Cisimin hızı, ışık hızına vardığında, cisim için artık (üst üste binmiş) tek bir zaman çizgisi vardır. Zaman dalgalarının akışı, bu noktada cisim için durmuştur.


Genel görelilik açısından


Genel görelilik, özel göreliliğe göre daha anlaşılabilirdir. Tek farkı, cisimin koordinatları uzayda sabittir. Yani hareket etmiyorlardır.
Bütün kütleler, evrenin spininden dolayı serbest düşme halindedir.

Dolayısıyla kütleler serbest düşme yönünde, uzay-zaman dalgalarından etkilenirler. Hareket için başka bir kuvvet uygulanmadığı sürece, kütleler sürekli sabittir.
Kütlelerin, EGD ile etkileşiminden oluşan dalgalar, kütle çekim alanı olarak bükülmüş uzayda oluşur.


Yukarıdaki şekilde 2 boyutlu dalga ve içindeki sabit parçacıklar arasındaki ilişki gösterilmiştir.
(3 boyutlu dalgalar için fikir verebilir.)

3 farklı kütleden kaynaklanan dalgaların, birbirleri ile etkileşimleri ve girişimlerine dikkat edin. Bunların girişimlerinden oluşan alanda kuantum dalgalanmaları oluşmaktadır.


Fotonları niye kütlesi yok?

Çünkü fotonlar, EGD üzerinde sürüklenecek kadar küçüklerdir. Tek boyutludurlar. Bu yüzden doğrusal hareket ederler. Bu tek boyut üzerinden yüklendikleri enerjiyi taşırlar, aktarırlar.
Bir dalgaya göre sürüklenen köpüğün, nasıl kütlesi yoksa fotonun da yoktur. Sürekli serbest düşüş durumundadır. Kütleli parçacıklara enerjilerinin tamamını aktarabilirler. Kuantum çalkantıları esnasında, dalgacıkların tepe noktalarında yoğunlaşan enerjiden oluşabilirler.



Eğer bir parçacık, evrende sabit ise ona ne kütle kazandırır?
Kütleyi sabit kılmanın tek yolu var. Cismin sürekli sabit ivmeli olmasıdır.
Oysa cisim 3 boyutlu uzaya koordinatları sabit olabilir. O zaman sürekli ve düzenli olan son hareket ile yani "zaman" ile kütle kazanabilir.

Eğer hareket ederse, sürati de ışık hızını asla geçemez.
(Çünkü “zaman” ışık hızındadır.)


Diğer uzamsal boyutlarla 45 derecelik açı ilişkisi vardır. Bir cisim ne zaman hızlansa, bu enerjisini uzamsal boyutlarla paylaşır.




Bir bakıma İkizkenar dik üçgenin hipotenüsü; zaman, dik kenarları; boyutlardır.

( |a,a'|=|b,b'| )

Yani cisimin hareketinin karesi, diğer 2 uzamsal boyuttaki hareketinin karelerinin toplamına eşittir.
Hareket zaten üçüncü uzamsal boyut üzerinde olduğundan, bu hareket ile EGD üzerindeki hareketi iç içedir.
Bu nedenlede, bu hareketin karesi, EGD üzerindeki hareketinin karesini geçemez. EGD’nin hızı ışık hızı olduğundan, üst sınırda budur.


Kütle Nedir? (Dalgacık Matruşkası, Matruşka Alanlar)


Kütle kısaca, parçacıkların EGD ile etkileşiminden doğan dalgasal alanlardır.
 
(
http://www.falstad.com/ripple/)


Sicime dönüşen KEP’ler EGD sayesinde titreşirler. Bu titreşim de dalgacıklardan bir alan oluşturur. Bu alanı (sicimler evrenin genişlemesiyle hareket halinde olduğundan) 3 boyutlu ve küresel olarak tanımlayabiliriz.



Konunun çizimle anlatmak açısından, “koni” anlatım için uygun şekildir. Koni aynı zamanda, küresel bir alanın bir merkezden dışa doğru açısal kesitidir. Ayrıca koniye bu merkezinden bir spin verseydik, elde edeceğimiz şekil gene küre olurdu.

(Bir bakıma kara deliklere benzerler.)



Eğer parçacık alanları, bir araya gelip kaynaşırsa, yeni ve daha büyük bir alan oluştururlar. (Bu yüzden parçacıkların kütlesi, temel parçacıklarının kütle toplamından çok, bu parçacıklar arasındaki enerjiden oluşturuyor.)

(Sürekli bir dalga içindeki birçok parçacığın etkileşimini yukarıdaki simülasyondan inceleyebilirsiniz.)

Ayrıca bu alanlar, bilinen 3 temel kuvveti de tanımlamaktadır.



Şekilde güçlü kuvvetin gösterildiği kısım, atom çekirdeğindeki proton ve nötronları bir arada tutan bükülmenin en yoğun olduğu bölgedir.
Diğer kuvvetlerin durumunlarını şekilden görebilirsiniz.
Bu şekiller aynı zamanda, "niye parçacık yok, alan var? Sorusunu da cevaplamaktadır.




Karanlık Enerji: Evrenimizin spininden doğar ve tüm parçacıkları genişleme yönünde fırlatır.

Sayesinde tüm cisimler serbest düşüştedir. Eğer olmasaydı, genişleme, galaksilerin uzaklaşması ve kütle de olmazdı.

Karanlık Madde: Evrende serbestçe gezinen KEP'lerin, EGD ile kazandıkları kütledir.

Solucan delikleri; bükük uzaydaki kirişlerdir.
Bu kirişlerin duvarları haricinde, sicim yoktur. EGD yoktur. Gerçek hiçlik vardır. Tüm dalgaların birbirini nötrlediği koridorlardır. Bu bölgede olması gereken dalgaların enerjisi, koridor duvarlarında toplanmıştır.

Torus evrenin merkezindeki hiçliği niye saptayamıyoruz?
Çünkü burası zar sicimin bir parçası değil. Burada zar olmadığı için ışığın, hareket edebileceği, kütlenin ölçülebileceği bir ortam yok.
Evrenin dönüşüde bu alanı boşaltmış, tüm sicimleri 3d zar sicime fırlatmıştır.

(Aynı mantıkla karadeliklerdeki entropi bilgisinin, karadeliğin hacmiyle değil, yüzey alanıyla ilişkisi benzer sebepten olabilir. Bilgiyi taşıyan birimler ancak buralara tutunabilmektedir.)

Entropi: EGD ‘nin parçacıkları yayılmaya zorlamasının sonucudur. Bütün cisimler EGD ile sürekli mevcut durumunu değiştirmeye zorlanır.


Spin: Bir cismin kendi ekseni etrafındaki dönüşüdür. Nadir durumlar hariç, Evrendeki her cisimin büyüklüğü ne olursa olsun, spini vardır.
Önemli soru, niye herşeyin spini vardır?
En küçük atom altı parçacıktan, en büyük galaksilere kadar...

Spinin bu kadar geniş bir aralığa yayılmasının tek anlamı olabilir: Evrenin de bir spini vardır.

Spinin madde ve kütle üzerindeki etkisi çok önemlidir. Çünkü parçacıkların küresel bir hacim işgal etmelerini spinleri sağlamaktadır.
Evrendeki dalgaların, dairesel olmasın nedeni de, dalga kaynaklarının spinidir. Çünkü uzayı büker.

Bütün parçacık dalgalarının alana dönüşmesinin sebebidir.

Cisimleri, parçacıkları spine zorlayan kuvvet ise, evrenin genişleme hızıdır. Yani "Zaman"dır.

Örneğin kurşun bir bilyeyi, esnek zarından bir yüzeye bırakın. Misket ve zarın titreşmesi durduktan sonra, zar'ı tüm kenarlarından hızla gerin.

Misketin kütlesine ve gerilme hızına göre, gerilmeyle hareket eden misket, bir eksen etrafında dönmeye başlayacaktır.

Evrendeki tüm cisimler içinde benzer bir durumun olduğunu düşünüyorum.


Başka bir torus





Kaynaklar:

1) Evren’in Zarafeti (Brian Green)
2) Evrenin Dokusu (Brian Green)
3) Saklı Gerçeklik (Brian Green)
4) Higss Bozon'u (Christophe Grojean, Laurent Vacant)
5) Sonsuz Evren ( Neil Turok, Paul J. Steinhardt )
6) İzafiyet Teorisi (Albert Einstein)
7) Parçacık yok, alan var ( Art Hobbson'un makalesi)
(http://arxiv.org/ftp/arxiv/papers/1204/1204.4616.pdf )
8) IFSCIENCE 'ın 2014-2015 arası bazı makaleleri
(http://www.iflscience.com/physics )
9) Phys.org'ın 2014-2015 arası bazı makaleleri
(http://phys.org )
10) TED'in sadece 2015 bazı makaleleri
(http://www.ted.com)
11) Fizikist'in bazı makaleleri (2014-2015 arası)
(www.fizikist.com )

12) Belgesel Dizisi ( Solucan Deliği)
13) http://pdgusers.lbl.gov/~aerzber/aps_waves.html#waves


Burtay Mutlu     curiosityofme@gmail.com

SORULAR- CEVAPLAR
Fizikist.com sitesinde arkadaşlarla yaptığımız yazışmalardaki
soru ve cevaplarıdır.
Cevaplarda kullandığım bakış açısı, yukarıda anlatmaya çalıştığım konu perspektifindendir.
Yukarıda ayrıntısına girmediğim bazı konular, daha ayrıntılı olarak ele alınmıştır.

Fizikist soruları ve cevapları



Hiç yorum yok: