1) BİG BANG- BÜYÜK
PATLAMA
Evren’in varoluşundan önce tüm boşluk homojen bir yapıdaydı.
Şu an Higgs alanı olarak adlandırdığımız alan’da yoktu. Ancak bu boşluk akışkan bir sıvı gibi bir alanla doluydu. Bu akışkan, günümüzdeki uzay’ın bir önceki haliydi.
Bu akışkan ise daha sonradan sicim olarak adlandırdığımız, titreşen (İki ucu arasında 100 ton kuvvet farkı bulunan) iplikçikler şeklindeydi. Her bir sicimin titreşimi, titreşen birçok başka sicimin titreşimi ile dengelenmişti. Bu nedenle bu sicimlerin küresel bir titreşim alanında var olduğunu düşünüyorum.
Eğer bir küreyi merkez alarak, küreleri bir araya yığarsak elde edeceğimiz şekil aşağıdaki gibidir.
( Burada kırmızı merkez küre hafif gözüken) ile birinci dereceden temas eden 12 küre vardır. 8 küre de aradaki boşlukları kapatacak şekilde temassız ancak sicim titreşimini dengeleyecek şekilde bulunmaktadır.
Her kürenin içindeki sicim titreşim ile ulaştığı sınır noktada bir diğer sicimle temas noktasında sürekli denge halindeydi.)
Bu sicim alanlarından bir tanesinin çökmesi ile kuvvetler dengesi değişmiştir. Dengesizleşen alandaki karşılanmayan noktalara kuvvet uygulayan sicimlerin dengeleri bozulmuş ve içinde bulundukları küresel alan formlarını da bozmuşlardır. Formları bozulan sicimlerden boşalan alandaki sicimlerin serbest kalan kuvveti ile sağlam kalan sicim alanları önce merkezden dışa itilmiştir. Ve temas ettikleri diğer sicimler üzerinde bakı ile esneme oluşturmuşlardır. Ancak kısa bir süre içinde bunlar tekrar içeriye doğru bileşke bir kuvvet ile itilmişler. Bu sefer birbirlerini dengeleyecek bir karşı kuvvet olmadığı için bu sicim alanlarının da yapısı bozulmuş ve daha büyük bir kuvvet serbest kalıp, merkez ve çevresinden dışa doğru yayılan bir patlamaya neden olmuştur.
(Bunu patlama noktasına kadar şişirilmiş, birbirlerini dengeleyen balonların çok hafif bir basınçla sıkıştırılması olarak düşünebiliriz. Birbirleri ile temasta olan balonlardan biri patladığı zaman denge bozulur. Önce patlama alanında hafif bir genişleme olur. Sonra daralır. Ardından birkaç patlama daha olur. Bu sefer daha geniş bir hacme balonlar itilir. Eğer etrafları kapalı değil ise balonlar hızla dağılır.)
Ancak patlama ile dağılan ve dengeleri bozulan sicim alanlarının hepsi bozulmamıştır. Çünkü zaman doğmuş ve bu parçacıkların yapılarını bozmalarını engellemiştir. (Bunlar daha sonra karşımıza karanlık madde olarak çıkacak.)
Evren’in varoluşundan önce tüm boşluk homojen bir yapıdaydı.
Şu an Higgs alanı olarak adlandırdığımız alan’da yoktu. Ancak bu boşluk akışkan bir sıvı gibi bir alanla doluydu. Bu akışkan, günümüzdeki uzay’ın bir önceki haliydi.
Bu akışkan ise daha sonradan sicim olarak adlandırdığımız, titreşen (İki ucu arasında 100 ton kuvvet farkı bulunan) iplikçikler şeklindeydi. Her bir sicimin titreşimi, titreşen birçok başka sicimin titreşimi ile dengelenmişti. Bu nedenle bu sicimlerin küresel bir titreşim alanında var olduğunu düşünüyorum.
Eğer bir küreyi merkez alarak, küreleri bir araya yığarsak elde edeceğimiz şekil aşağıdaki gibidir.
( Burada kırmızı merkez küre hafif gözüken) ile birinci dereceden temas eden 12 küre vardır. 8 küre de aradaki boşlukları kapatacak şekilde temassız ancak sicim titreşimini dengeleyecek şekilde bulunmaktadır.
Her kürenin içindeki sicim titreşim ile ulaştığı sınır noktada bir diğer sicimle temas noktasında sürekli denge halindeydi.)
Bu sicim alanlarından bir tanesinin çökmesi ile kuvvetler dengesi değişmiştir. Dengesizleşen alandaki karşılanmayan noktalara kuvvet uygulayan sicimlerin dengeleri bozulmuş ve içinde bulundukları küresel alan formlarını da bozmuşlardır. Formları bozulan sicimlerden boşalan alandaki sicimlerin serbest kalan kuvveti ile sağlam kalan sicim alanları önce merkezden dışa itilmiştir. Ve temas ettikleri diğer sicimler üzerinde bakı ile esneme oluşturmuşlardır. Ancak kısa bir süre içinde bunlar tekrar içeriye doğru bileşke bir kuvvet ile itilmişler. Bu sefer birbirlerini dengeleyecek bir karşı kuvvet olmadığı için bu sicim alanlarının da yapısı bozulmuş ve daha büyük bir kuvvet serbest kalıp, merkez ve çevresinden dışa doğru yayılan bir patlamaya neden olmuştur.
(Bunu patlama noktasına kadar şişirilmiş, birbirlerini dengeleyen balonların çok hafif bir basınçla sıkıştırılması olarak düşünebiliriz. Birbirleri ile temasta olan balonlardan biri patladığı zaman denge bozulur. Önce patlama alanında hafif bir genişleme olur. Sonra daralır. Ardından birkaç patlama daha olur. Bu sefer daha geniş bir hacme balonlar itilir. Eğer etrafları kapalı değil ise balonlar hızla dağılır.)
Ancak patlama ile dağılan ve dengeleri bozulan sicim alanlarının hepsi bozulmamıştır. Çünkü zaman doğmuş ve bu parçacıkların yapılarını bozmalarını engellemiştir. (Bunlar daha sonra karşımıza karanlık madde olarak çıkacak.)
2) ZAMANIN DOĞUŞU
Patlama ile esnek uzayın dokusunda bir dalga oluşmuştur. Bu dalga hızlı bir şekilde dışa doğru yayılırken, önüne gelen sicim alanlarını ve serbest kalan sicimleri sürüklemeye başladı.
Her akışkanda olduğu gibi, uzayda dalga ile hareket eden parçacıklara karşı direnç göstererek bir kuvvet alanı oluşturdu. Bu alana Higgs alanı diyebiliriz.
Böylece dalga kuvvetinin etki alanında kalan tüm sicimler ve sicim alanları kütle sahibi oldular. Ve uzay akışkanında sörf yapan parçacıklar olarak bükülmeye neden oldular.
Dalga içindeki bozulmamış sicim alanları, maruz kaldıkları dalga kuvveti nedeniyle yapılarını korudular.
Ancak daha önce alanları bozulmuş olan sicimler birbirlerine dolanmaya, karışmaya, birleşmeye başladılar.
Birbirlerine dolanan ve birleşen sicimler daha büyük sicimler ve parçacıklar oluşturdular. Bir kısmı ise tekrar daha küçük sicimlere ve parçacıklara ayrıştı.
Parçacıkların dalga üzerinde yaptığı bükülmeler birleşmeyi artırdı ve temel parçacıklar oluştu.
Dalgayla yuvarlanarak ilerleyen bu parçacıkların birleşerek ilk temel atom yapılarına dönüştüler.
Ancak oluşan ilk madde parçacıkların hepsi dengede olmadığı için ve dalganın sahip olduğu ivme ile yapılarını koruyamadığı için bozuldular. Daha küçük parçacıklara bölündüler.
Sonuçta dalganın enerjisine ve parçacıklar üzerine uyguladığı kuvvet üzerinde denge kurabilenler varlıklarını sürdürdü. Kalanları da bu denge durumundaki parçacık durumuna ulaşana kadar bu dönüşümleri gerçekleştirdiler.
İşte bu uzayın içine nüfuz ederek onu genişlemeye zorlayan ivme’ye biz “zaman” diyoruz.
Sonuçlar:
1) Evren ışık hızında genişliyor. Bu hız sabittir. Evrende sabit bir hızla genişliyor.
Uzaktaki galaksilerini yakındakilerden daha hızlı uzaklaşmasının nedeni evrenin eğik ve genişlemenin 3 boyutlu oluşundan kaynaklanmaktadır.
2) Zaman, evrenin varoluş (bigbang) noktasına göre, maddenin bulunduğu koordinatı gösteren 4ncü boyuttur.
3) İlk patlamanın enerjisi ile var olan ivme-zaman dalga olarak genişler. Zamanın dalgasal hareketi, uzayı da dalgasal genişlemeye zorlar.
4) Bütün parçacıklar bu dalga ile hareket eder. Dalganın hızına bağımlıdırlar. Eğer parçacık ne kadar küçük ise dalga ile beraber o kadar uyumlu hareket eder. Ancak kütlesi olan parçacıkların dalga ile olan hareketinde, bükülmeden dolayı hızları daha düşüktür.
Bu nedenle bir foton ışık hızında hareket eder.
5) Bütün küçük parçacıklar, tane olsalar bile dalgasal hareket özelliğini bu yüzden gösterir.
6) Zaman aynı anda her yöne doğrudur. Hep genleşme yönündedir. Bu daha üst boyutlara sahip bir uzayın, bizim evrenimize yansımasındandır. Bu nedenle de zaman tek yönlüdür.
7) Herhangi bir kütle’nin hız kazanması ile sahip olduğu zaman kavramı, ekstra, yeni ve geçici bir boyuttur. Bu nedenle içindeki uzay-zaman’a göre görecelidir.
8) Kütle’nin hızı artıkça, kendisine ait özel bir uzay alanı oluşturur. Bu uzay alanı bir öncekinin (içinde bulunduğumuz uzay-zamanın) türevidir ve daha farklı fizik kanunları olabilir.
9) Işık hızı=evrenin genişleme hızı sabittir.
Ama ışığın- fotonun hızı, içinde bulunduğu ortama göre değişkendir.
Böylece fotonun hızı saniyede birkaç kilometreye düşürülmüş olsa bile, ışık hızı sabiti değişmez.
Patlama ile esnek uzayın dokusunda bir dalga oluşmuştur. Bu dalga hızlı bir şekilde dışa doğru yayılırken, önüne gelen sicim alanlarını ve serbest kalan sicimleri sürüklemeye başladı.
Her akışkanda olduğu gibi, uzayda dalga ile hareket eden parçacıklara karşı direnç göstererek bir kuvvet alanı oluşturdu. Bu alana Higgs alanı diyebiliriz.
Böylece dalga kuvvetinin etki alanında kalan tüm sicimler ve sicim alanları kütle sahibi oldular. Ve uzay akışkanında sörf yapan parçacıklar olarak bükülmeye neden oldular.
Dalga içindeki bozulmamış sicim alanları, maruz kaldıkları dalga kuvveti nedeniyle yapılarını korudular.
Ancak daha önce alanları bozulmuş olan sicimler birbirlerine dolanmaya, karışmaya, birleşmeye başladılar.
Birbirlerine dolanan ve birleşen sicimler daha büyük sicimler ve parçacıklar oluşturdular. Bir kısmı ise tekrar daha küçük sicimlere ve parçacıklara ayrıştı.
Parçacıkların dalga üzerinde yaptığı bükülmeler birleşmeyi artırdı ve temel parçacıklar oluştu.
Dalgayla yuvarlanarak ilerleyen bu parçacıkların birleşerek ilk temel atom yapılarına dönüştüler.
Ancak oluşan ilk madde parçacıkların hepsi dengede olmadığı için ve dalganın sahip olduğu ivme ile yapılarını koruyamadığı için bozuldular. Daha küçük parçacıklara bölündüler.
Sonuçta dalganın enerjisine ve parçacıklar üzerine uyguladığı kuvvet üzerinde denge kurabilenler varlıklarını sürdürdü. Kalanları da bu denge durumundaki parçacık durumuna ulaşana kadar bu dönüşümleri gerçekleştirdiler.
İşte bu uzayın içine nüfuz ederek onu genişlemeye zorlayan ivme’ye biz “zaman” diyoruz.
Sonuçlar:
1) Evren ışık hızında genişliyor. Bu hız sabittir. Evrende sabit bir hızla genişliyor.
Uzaktaki galaksilerini yakındakilerden daha hızlı uzaklaşmasının nedeni evrenin eğik ve genişlemenin 3 boyutlu oluşundan kaynaklanmaktadır.
2) Zaman, evrenin varoluş (bigbang) noktasına göre, maddenin bulunduğu koordinatı gösteren 4ncü boyuttur.
3) İlk patlamanın enerjisi ile var olan ivme-zaman dalga olarak genişler. Zamanın dalgasal hareketi, uzayı da dalgasal genişlemeye zorlar.
4) Bütün parçacıklar bu dalga ile hareket eder. Dalganın hızına bağımlıdırlar. Eğer parçacık ne kadar küçük ise dalga ile beraber o kadar uyumlu hareket eder. Ancak kütlesi olan parçacıkların dalga ile olan hareketinde, bükülmeden dolayı hızları daha düşüktür.
Bu nedenle bir foton ışık hızında hareket eder.
5) Bütün küçük parçacıklar, tane olsalar bile dalgasal hareket özelliğini bu yüzden gösterir.
6) Zaman aynı anda her yöne doğrudur. Hep genleşme yönündedir. Bu daha üst boyutlara sahip bir uzayın, bizim evrenimize yansımasındandır. Bu nedenle de zaman tek yönlüdür.
7) Herhangi bir kütle’nin hız kazanması ile sahip olduğu zaman kavramı, ekstra, yeni ve geçici bir boyuttur. Bu nedenle içindeki uzay-zaman’a göre görecelidir.
8) Kütle’nin hızı artıkça, kendisine ait özel bir uzay alanı oluşturur. Bu uzay alanı bir öncekinin (içinde bulunduğumuz uzay-zamanın) türevidir ve daha farklı fizik kanunları olabilir.
9) Işık hızı=evrenin genişleme hızı sabittir.
Ama ışığın- fotonun hızı, içinde bulunduğu ortama göre değişkendir.
Böylece fotonun hızı saniyede birkaç kilometreye düşürülmüş olsa bile, ışık hızı sabiti değişmez.
10) Hız artıkça, kütle artar çünkü uzay dokusunda
karşılaştığı direnç ( higgs alanı) artar. Ancak uzay üzerinde aldığı mesafe
arttığı için (dış gözlemciye göre), aynı mesafeyi daha kısa sürede (iç
gözlemciye göre) almıştır. Bu nedenle iç
gözlemciye göre zaman daha az akmıştır. Yani dış gözlemcinin bakış açısına
göre, iç gözlemci için zaman daha yavaş olmuştur.
(?) 11) Zaman, uzayı genişleten bir ivme ve bu ivmenin kaynağı olan bir kuvvet ve onun kaynağı olan bir enerjiden oluştuğu için, cisimin uzay ile zaman arasındaki değişen hızı, enerji ve kütle değişimine neden olur. Biz bu etkiyi şu an “karanlık enerji” olarak adlandırıyoruz.
Einstein, özel görelilik ile tüm hareketler için bir yasa getirir: Bütün cisimlerin uzaydaki ve zamandaki bileşke hızı, her zaman tam olarak ışık hızına eşittir.
Cismin uzay ve zamandaki bileşik hareketi her zaman birbirini tamamlar. Cismin zamanda yaptığı ışık hızındaki hareketin, bir bölümü uzayda harekete aktarılır, böylece bileşke hareket sabit kalır. Bu cismin zamandaki hareketinin yavaşlamasıdır.
(?) 11) Zaman, uzayı genişleten bir ivme ve bu ivmenin kaynağı olan bir kuvvet ve onun kaynağı olan bir enerjiden oluştuğu için, cisimin uzay ile zaman arasındaki değişen hızı, enerji ve kütle değişimine neden olur. Biz bu etkiyi şu an “karanlık enerji” olarak adlandırıyoruz.
Einstein, özel görelilik ile tüm hareketler için bir yasa getirir: Bütün cisimlerin uzaydaki ve zamandaki bileşke hızı, her zaman tam olarak ışık hızına eşittir.
Cismin uzay ve zamandaki bileşik hareketi her zaman birbirini tamamlar. Cismin zamanda yaptığı ışık hızındaki hareketin, bir bölümü uzayda harekete aktarılır, böylece bileşke hareket sabit kalır. Bu cismin zamandaki hareketinin yavaşlamasıdır.
12) Zaman bir cisim için çok yavaşlarsa, varlığını korumak
için parçacıklar daha büyük kütleye sahip olur. Ancak zaman durursa, artık
parçacıkları bir arada tutan kuvvet kalmadığı için, kütle en temel
parçacıklarına, sicimlere kadar ayrışır.
13) Karadelikler, maddenin tekrar sicimlere dönüştüğü ortamlardır. Ancak tekrar ortaya çıkan sicimlerin bir kısmı normal uzayda, genişlemenin/zamanın hızına maruz kaldığı için, tekrar temel parçacıklar oluşturuyor olabilir. Buna göre karadeliklere düşen karanlık maddelerin bir kısmı da kara deliklerden, temel parçacıklar olarak savruluyor olabilir.
14) Kütlenin, zamandan(evrenin genişlemesinden) dolayı parçacıkların uzayda yaptığı bükülme sonucu olduğunu iddia etmiştik. Bu nedenle kütlenin taşıyıcısı olan graviton parçacıkları yok. Sadece hesaplanan değerlerde bir kuvvet var.
15) Zaman dalgasal olduğu için parçacıklarda dalgasal hareket ediyor. Dalgasal hareket eden parçacıklarında daha üst boyutlu evren modellerinde, bir var olup bir yok olduğunu hatta başka parçacıklarla etkileşime girebileceğini düşünebiliriz.
16) Bütün parçacıkların sahip olduğu spin, zaman adlı genişletici ivmeden dolayı parçacıkların kütlelerine göre yapılarını (sicime dönüşmekten) koruyan kuvvetin etkisi ile oluşur.
Bunu sürekli genişleyen bir balon zarı üzerindeki misketler gibi düşünün. Misket bir yandan balon zarını bükecektir. Bir yanda da genişlemeyle beraber aynı hızda olsa da (kütlesine göre) hareket edecektir. Diğer yandan da bu enerjinin bir kısmını da kendi spini olarak kullanacaktır.
17) Tüm kütleler için ele alınacak olan, temel parçacıkların kütlesi ve bunların bileşkesidir.
Yani bir gezegenin kütlesi olarak değil, o gezegeni oluşturan temel parçacıkların kütlelerinin toplamı olarak ele almak gerekiyor.
13) Karadelikler, maddenin tekrar sicimlere dönüştüğü ortamlardır. Ancak tekrar ortaya çıkan sicimlerin bir kısmı normal uzayda, genişlemenin/zamanın hızına maruz kaldığı için, tekrar temel parçacıklar oluşturuyor olabilir. Buna göre karadeliklere düşen karanlık maddelerin bir kısmı da kara deliklerden, temel parçacıklar olarak savruluyor olabilir.
14) Kütlenin, zamandan(evrenin genişlemesinden) dolayı parçacıkların uzayda yaptığı bükülme sonucu olduğunu iddia etmiştik. Bu nedenle kütlenin taşıyıcısı olan graviton parçacıkları yok. Sadece hesaplanan değerlerde bir kuvvet var.
15) Zaman dalgasal olduğu için parçacıklarda dalgasal hareket ediyor. Dalgasal hareket eden parçacıklarında daha üst boyutlu evren modellerinde, bir var olup bir yok olduğunu hatta başka parçacıklarla etkileşime girebileceğini düşünebiliriz.
16) Bütün parçacıkların sahip olduğu spin, zaman adlı genişletici ivmeden dolayı parçacıkların kütlelerine göre yapılarını (sicime dönüşmekten) koruyan kuvvetin etkisi ile oluşur.
Bunu sürekli genişleyen bir balon zarı üzerindeki misketler gibi düşünün. Misket bir yandan balon zarını bükecektir. Bir yanda da genişlemeyle beraber aynı hızda olsa da (kütlesine göre) hareket edecektir. Diğer yandan da bu enerjinin bir kısmını da kendi spini olarak kullanacaktır.
17) Tüm kütleler için ele alınacak olan, temel parçacıkların kütlesi ve bunların bileşkesidir.
Yani bir gezegenin kütlesi olarak değil, o gezegeni oluşturan temel parçacıkların kütlelerinin toplamı olarak ele almak gerekiyor.


