21 Şubat 2013 Perşembe

Büyük Patlama


Bu bilimkurgu düzeyinde bir düşünce deneyidir. Bu gözle değerlendirmenizi bekliyorum.

Yapmaya çalıştığım şey, teorik ve deneysel bilgilerden kısa ve öz bir bileşke derlemektir.
Bu konuda akademik eğitimi ve çalışması olmayan biriyim. En azından bir başkasının bakış açısına katkıda bulunmayı umuyorum.

Bazen uzmanlık düzeyinde bilgi sahibi olmak, ana parçayı görmeyi engelliyebiliyor çünkü.
Öncelikle uzay ve evreni kendime göre tanımlamak istiyorum. “Uzay” her şeyi kapsar. İçinde bir ya da daha çok evren olabileceği gibi hiçbir şey de olmayabilir.
Evren içinde bulunduğumuz ve var oluşundan itibaren sorguladığımız bölgedir.

Uzay “zaman ile “veya “zamansız” esnek ve homojen bir yapıdadır. Uzay zamandan bağımsızdır.  Ancak “zaman”, uzaya bağımlıdır.
Ayrıca, evrenimizin içinde kaldığı uzay bölgesi heterojendir.

İlk önce büyük patlama öncesi ne olduğunu düşledim.
Eğer sicim teorisinde belirtilen sicimler bu dönemde var ise nasıl olurdu diye düşündüm.
En başta tüm uzay homojen bir yapıda bu sicimlerle dolu olurdu. Tüm sicimler sıkışık ve özdeş olduğu için, hepsi aynı boyutta ve şekilde olurdu.

Hepsinin aynı boyut ve şekilde olması durumunda titreşen bu sicimler sonsuz boyutta titreşirdi. Bu da her titreşen sicimin (belki de Planck ölçeğinde) bir SCS olarak tahmin edilebileceğini gösterdi.
Sonsuz sayıda titreşen homojen bir SCSler topluluğu. (Mikro dalgada ısıtılan durgun su molekülleri gibi)
Sonra bu sonsuzluk içinden, başlangıç noktası olarak bir SCS seçtim. Bu SCSden başlayan bir patlamayı hayal ettim. (Neden oldu? Hiçbir önerim yok)

Evrenin ilk anında büyük patlama öncesi için bir kesitSadece bir tane başlangıç sicim SCSi ve buna temas edenleri ele aldım.
Bunu şekilde “içte kırmızı olan” olarak çizmeye çalıştım.
Bu SCSleri (Sonsuz Titreşen Sicimler) SCS olarak adlandırdım.











 

 


Üst ve Alt görünüş


Şeklin açıklaması:
Ana hedefim; tüm SCSlerin hareket edemeyecek bir arada oldukları temel şekli oluşturmaktır.
Kırmızı SCSi büyük patlamanın başlama merkezi olarak düşünün.
Herhangi bir noktasını taban farz ettim.
Gri renkli olanlar bu SCSnin ekseninde olanlardır. 6 adet eksen SCSi olacaktır.
Eksenin altında ve üstünde (simetrik olarak) gene temas halinde 3’er SCS daha bulunmaktadır. Bunlar kutup SCSleridir. (Alt ve üstte koyu mavi ile)
Her kutupta; kutup ve eksen SCSleriyle temasta olan da 3 er tane daha (açık yeşil ile gösterilmiş) SCS daha mevcuttur.
Bu SCSler merkezdeki SCS ile temas halinde değildir. Ancak merkezdeki SCSi direk olarak görebilmektedirler. Bunları ikincil SCSler olarak adlandırdım.

Sonuç;  merkez SCS ile temasta 12 SCS ve etki alanında olan 6 SCS mevcuttur.
Bu sistemdeki toplam SCS sayısı 19’dur.
Bu nedenle 11 boyutlu olduğu hesaplanan evrenin; gerçekte 19 boyutlu olabileceğini düşünüyorum.
Kırmızı SCS den başlayan ve her yöne homojen bir patlama olduğunu düşündüm.
Her SCS yüklendiği enerjiyi 10 SCSe daha iletmektedir.
(12 SCS= 1 tanesinden alıyor, kendisi (1) aktarıyor, 10 SCSe iletiyor).
Aynı şekilde patlama enerjisinin dalgası dış taraftaki 6 ikincil SCSi daha itiyor
(Bu sistemi simülasyon programı ile görebilmek isterdim.)
Bu patlama zincirleme reaksiyon şeklinde yayıldı.
Uzay esnedi. SCSler arasında boşluk oluştu. Esneme üzerindeki SCSler tekrar, ilk SCSnin (kırmızı) koordinatlarına doğru itildi.
Bu sefer, merkezde birleşen SCSlerin yapıları daha büyük bir bileşke kuvvet altında bozuldu. Açığa çıkan enerji SCSleri her yönde süpürmeye başladı.
Süpürmenin etkilediği SCSlerin durumları ve yapıları değişti. Birbirleri ile kaynaşan, ayrılan, ezilen, uzayan SCSler ile bir çok yapı oluşturdular ve tekrar değiştiler.
İlk 12 SCS (başlangıçta merkez SCS ile temasta olan) birbirleri ile çarpıştıkları zaman dağılıp esnemiş ve sicimler uzayarak ilk boyutları oluşturmuş olabilirler.

(Ancak bunlardan 3 tanesi niye uzuyor da kalanı kıvrılıyor?
Bunu belki yukarıda belirttiğim benzetim ile anlamak mümkün olurdu.
(Bence kendi aralarındaki enerji aktarımında finobocci dizisi şeklinde bir bağlantı var. )

Zamanı diğer boyutlardan ayrı tutmak gerekiyor. Çünkü gerek var oluş şekli ile gerek ise işlevi ile farklıdır.
Zamanı, bir boyut olarak ele alırsak evrenin genişlemesi ile zamanın varlığı birdir. Birbirleriyle iç içedirler. Uzay dokusu edilgen, zaman ise etken olandır. Uzay dokusu, zamanın etkisi ile geriniyor ve genişliyor. Zaman, uzayı genişlemeye zorlamaktadır. Çünkü zaman, uzayın genleşme ivmesinden başka bir şey değildir.  Ve bu ivme, kütlenin de ana sebebidir.
Zamanın (=genleşme ivmesi) her boyuta ve tek yönlü olması nedeniyle, zamanda geriye yolculuk mümkün değildir.
Zaman, uzayı dalgasal olarak etkilemektedir. Bu nedenle de uzay dokusundaki tüm parçacıklar bu dalga içinde, dalgayla hareket etmektedir.

Ancak içinde bulunduğumuz zaman dalgasının önünde ya da arkasında bir başka zaman dalgası daha olabilir. Bu dalgalar üzerindeki fizik kuralları biraz daha farklı olabilir.

Yani bir başka zaman dalgasına geçtiğimizde, bizimkine çok benzer (çok küçük farklılıklarla) bir başka zamanın sürekliliğine gideriz.

Hiç yorum yok: