24 Eylül 2014 Çarşamba

Time is not duration and the Time is not scaler but vectorel.



Unless according video, Time is not duration. It can not be reversed. And also time is not scaler but vectorel. (And as you know, it intersect with 90 degrees angle the other known 3 dimensions.)

Why ?
Because the Time is an acceleration which enables the universe to expand. A force from at the beginning (big-bang)...
You generally think the space as empty... But it's not... Space is a fluid and behaves like a liquid. So you may obligate it to stretch...Only we can not determine it with our technology. But we started to use this specification of it, by using new microwaves compulsion engines (Emdrives) . However it violates laws of cornerstones of science.

When you create a bang in this fluid, the waves of bang started to expand for diffusing the space. Our space is not stationary. 
Already we are only forced of unite strings.

How ?
After the big-bang, the shock waves are started to push and compress the strings at the more than speed of light in the Stationary space.  Space is transporting these waves… The acceleration of this waves is the Time…
Like a surfer on waves, some strings are lost their structure. (more than 0.002 of all strings) They were collided to each other and formed some particles. At the high speed  of waves (more than speed of light), there was some big particles and also some known particles. But by  decreasing of this as an equal speed of light (C) , (due to dimension change, from Square of C to only C), these big particles were broken to pieces.


So only some lighter basic  particles had been surviving in space because of this  speed.
Then  i can assume that, The speed of expanding universe is equal to C.
Like resistance of particles in the wave of water against to water, our particles are resisting to space.
So it might be detect as Higgs field.

If this speed  would decrease, all particles are lost their new form (according to us, matters) and turn into again  strings.  (Black holes might serve like this)

When we accelerate matter in our space,  resistance of its particles are growing so it gains mass. But it loss length of time interval. Because these particles are already traveling at “C” according to an observer from outside of universe.
We can not go faster than light, because we are on waves which are already at the speed of light.
If we may,  we would left our expanding wave of our universe.
If we can maintain our structure, we may interact with other universes or nothing.
All particles of our will be disintegrate to (again) strings.

I can explain this with a question:  How can go faster a surfer on waves without leaving waves?

Because of all of above, The time is not a duration. But vectorel dimension,so it can not be reversed.

http://www.youtube.com/watch?v=MN4KC_zlW4g

22 Eylül 2014 Pazartesi

Işığın düğümlenmesi




Bilim adamları alışılmışın dışında bir başarıya daha imza atarak ışıkla düğüm atmayı başardılar.
1867 yılında bir bilim adamının hayallerinden doğan deneylerin doğurduğu bilgilerin tarihte yeni sayfa açacağı ifade edildi.

1867 yılında Lord Kelvin’in atomların yapısını izah edebilmek için teorik olarak ortaya attığı fikirden ilham alarak Professor Sir Michael Berry’nin 2000 yılında Bristol Universitesinde başladığı girdapsal ışık deneyleri sonucunda ışık resmen düğümlendi.
Bristol, Glasgow ve Southampton üniversiteleri fizikçilerinin oluşturduğu bir bilim ekibi, yapay uzay şartlarında gerçekleştirilen deneylerde karanlık ve boşlukta doğal ışığın hareketleri gözlemledi ve düğümlenmiş ışık görüntülerini elde etmeyi başardı.

Daha önce sadece soyut matematiğin ko­nusu olan teorinin fiziksel gerçeğe dönüştürülmesi açısından son derece önemli olan deneylerin sonuçlarıyla ilgili rapor Nature Physics bilim dergisinde yayınlandı.
Ekibin sözcülüğünü yapan ve rapora başkan olarak imza atan Bristol Üniversitesi öğretim üyesi Dr Mark Dennis, “Bu deney tarihte yeni bir sayfa açıyor” ifadesini kullanıyor.
Dr. Dennis, deneyle ilgili olarak şu açıklamayı yapıyor: “Uzayda ışığın hareketi bir nehirdeki suyun akışı gibidir. Işık, genellikle düz çizgisel yol izler. Ancak kendi içinde fark edilemeyen hortumsal girdaplar da oluşturmaktadır. Işın yapısı karanlık çizgiler içeriyor. Biz ekip olarak bu karanlık çizg­ileri karmaşık dairesel yapılarla yönlendirerek, düğümler oluşturmayı başardık”


Yorum
Uzay boşluğunun aslında bir sıvı gibi olduğunu düşünürsek ve bu alanda fotonların yol aldığını düşünürsek çok normaldir.
Maddenin ve zamanın olmadığı yerde higgs alanı yoktur. Higgs alanı zamanın uzayı genişlemeye zorlayan kuvvet, ivme olması nedeniyle, bu uzay boşluğunun genişleme esnasında kazandığı hıza karşı parçacıkların tepkisidir. Direncidir.
Sürekli bir yöne doğru akan bir sıvı içinde bile parçacıkların tepkileri (kütleleri) nedeniyle farklılaşan akıntı hızına sahip adacıklar oluşabilir.
Bir basit parçacığın etrafında bu anaforlar oluşturabilir. Bu akıntıları ışığın boşlukta yol alması sırasındaki farklılıklardan yaralanarak ayırt edilmesiyle, kullanmışlar.
Bu değişimleri kullanarak fotonun içinde dolanacağı farklı bir akıntı yolu sağlamışlar.
  


Süper simetri nasıl bozuldu ?



Evrenin başlangıçta simetrik hatta süpersimetrik bir yapıda olduğunu biliyoruz. Ancak daha sonra genişleme ile bu süper simetri hızla bozuluyor. Ardından da kısa süren bir süreç sonunda bildiğimiz temel parçacıklar oluşuyor. (Kuarklar, bozonlar, filan)

Ama burada süper simetrinin nasıl bozulduğu üzerinde çeşitli tartışmalar var.
Benim teorim; ilk patlama esnasında dağılan sicim alanlarının birbirine karışması ve daha büyük parçacıklar oluşturması esnasında, ilk dağılan gruptaki parçacıkların birbirlerine de çarpıp açı ve yön değiştire değiştire bunu tekrarlamaları.

Bunu şuna benzetebiliriz. Bilardo toplarını küresel olarak toplayın. En az 300-400 top olsun. Sonra tam ortadaki topu kaldırıp, yerine aynı anda çevresine 360 tane (her açı için 1 tane) çapının 2- 2,5 katı diken , şiş, uzantı çıkartan  bir düzenek koyun. Sonrada çok yüksek bir kuvvetle bu dikenleri aynı anda çıkartın. (minimum 300-400 topu aynı anda bir çap boyu ilerletmeye yetecek kadar enerji)

İlk anda bilardo toplarının dağılımı düzenli olacaktır. Ancak yüklendikleri enerji ile bir sonraki topa çarparken ya da daha sonrakinde, açı farkları ile kaos ortaya çıkacak ve dağılmanın düzeni bozulacaktır.
Eğer sürtünmesiz bir ortam ise dağılma çok geniş bir alana yayılacaktır. Üstelik zemin hafi esnek ise, çöken bölgelerde bilardo topları da toplanacaktır.


16 Eylül 2014 Salı

BİG BANG- BÜYÜK PATLAMA VE ZAMANIN DOĞUŞU



1) BİG BANG- BÜYÜK PATLAMA

Evren’in varoluşundan önce tüm boşluk homojen bir yapıdaydı.
Şu an Higgs alanı olarak adlandırdığımız alan’da yoktu. Ancak bu boşluk akışkan bir sıvı gibi bir alanla doluydu. Bu akışkan, günümüzdeki uzay’ın bir önceki haliydi.
Bu akışkan ise daha sonradan sicim olarak adlandırdığımız, titreşen (İki ucu arasında 100 ton kuvvet farkı bulunan) iplikçikler şeklindeydi.  Her bir sicimin titreşimi, titreşen birçok başka sicimin titreşimi ile dengelenmişti. Bu nedenle bu sicimlerin küresel bir titreşim alanında var olduğunu düşünüyorum.

Eğer bir küreyi merkez alarak, küreleri bir araya yığarsak elde edeceğimiz şekil aşağıdaki gibidir.

( Burada kırmızı merkez küre hafif gözüken) ile birinci dereceden temas eden 12 küre vardır.  8 küre  de aradaki boşlukları kapatacak şekilde temassız ancak sicim titreşimini dengeleyecek şekilde bulunmaktadır.
Her kürenin içindeki sicim titreşim ile ulaştığı sınır noktada bir diğer sicimle temas noktasında sürekli denge halindeydi.)

Bu sicim alanlarından bir tanesinin çökmesi ile kuvvetler dengesi değişmiştir. Dengesizleşen alandaki karşılanmayan noktalara kuvvet uygulayan sicimlerin dengeleri bozulmuş ve içinde bulundukları küresel alan formlarını da bozmuşlardır. Formları bozulan sicimlerden boşalan alandaki sicimlerin serbest kalan kuvveti ile sağlam kalan sicim alanları önce merkezden dışa itilmiştir. Ve temas ettikleri diğer sicimler üzerinde bakı ile esneme oluşturmuşlardır. Ancak kısa bir süre içinde bunlar tekrar içeriye doğru bileşke bir kuvvet ile itilmişler. Bu sefer birbirlerini dengeleyecek bir karşı kuvvet olmadığı için bu sicim alanlarının da yapısı bozulmuş ve daha büyük bir kuvvet serbest kalıp, merkez ve çevresinden dışa doğru yayılan bir patlamaya neden olmuştur.
(Bunu patlama noktasına kadar şişirilmiş, birbirlerini dengeleyen balonların çok hafif bir basınçla sıkıştırılması olarak düşünebiliriz. Birbirleri ile temasta olan balonlardan biri patladığı zaman denge bozulur. Önce patlama alanında hafif bir genişleme olur. Sonra daralır. Ardından birkaç patlama daha olur. Bu sefer daha geniş bir hacme balonlar itilir. Eğer etrafları kapalı değil ise balonlar hızla dağılır.)
Ancak patlama ile dağılan ve dengeleri bozulan sicim alanlarının hepsi bozulmamıştır. Çünkü zaman doğmuş ve bu parçacıkların yapılarını bozmalarını engellemiştir. (Bunlar daha sonra karşımıza karanlık madde olarak çıkacak.)

2) ZAMANIN DOĞUŞU
Patlama ile esnek uzayın dokusunda bir dalga oluşmuştur. Bu dalga hızlı bir şekilde dışa doğru yayılırken, önüne gelen sicim alanlarını ve serbest kalan sicimleri sürüklemeye başladı.
Her akışkanda olduğu gibi, uzayda dalga ile hareket eden parçacıklara karşı direnç göstererek bir kuvvet alanı oluşturdu. Bu alana Higgs alanı diyebiliriz.

Böylece dalga kuvvetinin etki alanında kalan tüm sicimler ve sicim alanları kütle sahibi oldular. Ve uzay akışkanında sörf yapan parçacıklar olarak bükülmeye neden oldular.
Dalga içindeki bozulmamış sicim alanları, maruz kaldıkları dalga kuvveti nedeniyle yapılarını korudular.
Ancak daha önce alanları bozulmuş olan sicimler birbirlerine dolanmaya, karışmaya, birleşmeye başladılar.
Birbirlerine dolanan ve birleşen sicimler daha büyük sicimler ve parçacıklar oluşturdular. Bir kısmı ise tekrar daha küçük sicimlere ve parçacıklara ayrıştı.
Parçacıkların dalga üzerinde yaptığı bükülmeler birleşmeyi artırdı ve temel parçacıklar oluştu.
Dalgayla yuvarlanarak ilerleyen bu parçacıkların birleşerek ilk temel atom yapılarına dönüştüler.
Ancak oluşan ilk madde parçacıkların hepsi dengede olmadığı için ve dalganın sahip olduğu ivme ile yapılarını koruyamadığı için bozuldular. Daha küçük parçacıklara bölündüler.
Sonuçta dalganın enerjisine ve parçacıklar üzerine uyguladığı kuvvet üzerinde denge kurabilenler varlıklarını sürdürdü. Kalanları da bu denge durumundaki parçacık durumuna ulaşana kadar bu dönüşümleri gerçekleştirdiler.

İşte bu uzayın içine nüfuz ederek onu genişlemeye zorlayan ivme’ye biz “zaman” diyoruz.

Sonuçlar:
1)  Evren ışık hızında genişliyor. Bu hız sabittir. Evrende sabit bir hızla genişliyor.
Uzaktaki galaksilerini yakındakilerden daha hızlı uzaklaşmasının nedeni evrenin eğik ve genişlemenin 3 boyutlu oluşundan kaynaklanmaktadır.
2) Zaman, evrenin varoluş  (bigbang) noktasına göre,  maddenin bulunduğu koordinatı gösteren 4ncü boyuttur.
3) İlk patlamanın enerjisi ile var olan ivme-zaman dalga olarak genişler. Zamanın dalgasal hareketi, uzayı da dalgasal genişlemeye zorlar.
4) Bütün parçacıklar bu dalga ile hareket eder. Dalganın hızına bağımlıdırlar. Eğer parçacık ne kadar küçük ise dalga ile beraber o kadar uyumlu hareket eder. Ancak kütlesi olan parçacıkların dalga ile olan hareketinde, bükülmeden dolayı hızları daha düşüktür.
Bu nedenle bir foton ışık hızında hareket eder.
5) Bütün küçük parçacıklar, tane olsalar bile dalgasal hareket özelliğini bu yüzden gösterir.
6) Zaman aynı anda her yöne doğrudur. Hep genleşme yönündedir. Bu daha üst boyutlara sahip bir uzayın, bizim evrenimize yansımasındandır. Bu nedenle de zaman tek yönlüdür.
7) Herhangi bir kütle’nin hız kazanması ile sahip olduğu zaman kavramı, ekstra, yeni ve geçici bir boyuttur. Bu nedenle içindeki uzay-zaman’a göre görecelidir.
8) Kütle’nin hızı artıkça, kendisine ait özel bir uzay alanı oluşturur. Bu uzay alanı bir öncekinin (içinde bulunduğumuz uzay-zamanın) türevidir ve daha farklı fizik kanunları olabilir.

9) Işık hızı=evrenin genişleme hızı sabittir.
Ama ışığın- fotonun hızı, içinde bulunduğu ortama göre değişkendir.
Böylece fotonun hızı saniyede birkaç kilometreye düşürülmüş olsa bile, ışık hızı sabiti değişmez.
10) Hız artıkça, kütle artar çünkü uzay dokusunda karşılaştığı direnç ( higgs alanı) artar. Ancak uzay üzerinde aldığı mesafe arttığı için (dış gözlemciye göre), aynı mesafeyi daha kısa sürede (iç gözlemciye göre)  almıştır. Bu nedenle iç gözlemciye göre zaman daha az akmıştır. Yani dış gözlemcinin bakış açısına göre, iç gözlemci için zaman daha yavaş olmuştur.

(?) 11) Zaman, uzayı genişleten bir ivme ve bu ivmenin kaynağı olan bir kuvvet ve onun kaynağı olan bir enerjiden oluştuğu için, cisimin uzay ile zaman arasındaki değişen hızı, enerji ve kütle değişimine neden olur. Biz bu etkiyi şu an “karanlık enerji” olarak adlandırıyoruz.

Einstein, özel görelilik ile tüm hareketler için bir yasa getirir:  Bütün cisimlerin uzaydaki ve zamandaki bileşke hızı, her zaman tam olarak ışık hızına eşittir.
C
ismin uzay ve zamandaki bileşik hareketi her zaman birbirini tamamlar. Cismin zamanda yaptığı ışık hızındaki hareketin, bir bölümü uzayda harekete aktarılır, böylece bileşke hareket sabit kalır. Bu cismin zamandaki hareketinin yavaşlamasıdır.
12) Zaman bir cisim için çok yavaşlarsa, varlığını korumak için parçacıklar daha büyük kütleye sahip olur. Ancak zaman durursa, artık parçacıkları bir arada tutan kuvvet kalmadığı için, kütle en temel parçacıklarına, sicimlere kadar ayrışır.

13) Karadelikler, maddenin tekrar sicimlere dönüştüğü ortamlardır.  Ancak tekrar ortaya çıkan sicimlerin bir kısmı normal uzayda, genişlemenin/zamanın hızına maruz kaldığı için, tekrar temel parçacıklar oluşturuyor olabilir.  Buna göre karadeliklere düşen karanlık maddelerin bir kısmı da kara deliklerden, temel parçacıklar olarak savruluyor olabilir.

14) Kütlenin, zamandan(evrenin genişlemesinden) dolayı parçacıkların uzayda yaptığı bükülme sonucu olduğunu iddia etmiştik. Bu nedenle kütlenin taşıyıcısı olan graviton parçacıkları yok. Sadece hesaplanan değerlerde bir kuvvet var.

15) Zaman dalgasal olduğu için parçacıklarda dalgasal hareket ediyor. Dalgasal hareket eden parçacıklarında daha üst boyutlu evren modellerinde, bir var olup bir yok olduğunu hatta başka parçacıklarla etkileşime girebileceğini düşünebiliriz.

16) Bütün parçacıkların sahip olduğu spin, zaman adlı genişletici ivmeden dolayı parçacıkların kütlelerine göre yapılarını (sicime dönüşmekten) koruyan kuvvetin etkisi ile oluşur.
Bunu sürekli genişleyen bir balon zarı üzerindeki misketler gibi düşünün. Misket bir yandan balon zarını bükecektir. Bir yanda da genişlemeyle beraber aynı hızda olsa da (kütlesine göre)  hareket edecektir. Diğer yandan da bu enerjinin bir kısmını da kendi spini olarak kullanacaktır.

17) Tüm kütleler için ele alınacak olan, temel parçacıkların kütlesi ve bunların bileşkesidir.
Yani bir gezegenin kütlesi olarak değil, o gezegeni oluşturan temel parçacıkların kütlelerinin toplamı olarak ele almak gerekiyor. 

Evren sabit bir hızda mı genişliyor, yoksa artan bir hızda mı?



Evren sabit bir hızda genişlemektedir. Bizim bu şekilde değerlendirmemiz ise sadece bir hesap meselesi

1)
Uzay dışı boyutsuz boşluk (daha doğrusu hiçbir tanım ve veri olmadığı için benzetmedir bu)  içinde bir anda bir noktadan başlayarak evren genişlediğine göre, ilk başladığı noktayı (big bang başlangıcını) “Sıfır” 0 noktası olarak ele alalım. Bu nokta bizim “zahiri merkez”imiz olsun.
2) Evrenin genişlemesi ile yarıçapı sürekli artan bir daire elde ederiz.

a) Üzerindeki bir parçacığın koordinatını varsaydığımız  “x,y” eksenlerine göre belirleyebiliriz. (2 boyutlu) f(x)=x+y

b) Üç boyutlu bir evrende parçacığın koordinatını, varsayımsal “x,y,z” eksenlerine göre belirleyebiliriz.
f(x)=x+y+z
c) Dört boyutlu bir evrende (ki bu içinde bulunduğumuz evren) “x,y,z,d” eksenlerine göre belirleyebiliriz. (d=zaman)… f(x)=x+y+z+d

d) ”d” ekseni yani “zaman”, parçacığın ilk üç eksendeki noktası  (x,y,z) değişmese bile genişlemeden dolayı sürekli değişen parçasıdır.

Şimdi bir parçacığın sürekli genişleyen evrendeki konumunu (zahiri merkeze göre) saptamak için tüm veriler elimizde var.
3) İlk üç eksen parçacığın evrenin içinden bakınca bize koordinatını verir. Çünkü tüm evren aynı anda genişlediğinden oranlar değişmez. Ancak Evren dışından bir gözlemci için parçacığın doğru koordinatı için dördüncü eksen (zaman) gerekecektir.
(Evrendeki tüm parçacıklar, bu zahiri merkeze göre 4 boyutta birden hareket ediyor.)
(Kütle ve hız ve zaman arasındaki ilişkide bundan kaynaklanıyor ama ayrıntısına girmeyeceğim burada)

4) Bu arada en fazla zihnimi yoran şey; “ Niye uzaktaki parçacıklar ( galaksilerden, atomlara), daha yakındakilerden artan bir hızla daha fazla uzaklaştığı? “ oldu.
Çünkü evren sabit bir hızda genişliyorsa, bunlarında sabit bir hızda uzaklaşması gerekirdi.
Genişleyen evrenimizdeki parçacıklar için “zaman sabit” olduğundan,  sabit değerlerle ölçümlüyoruz. Mesafeleri de buna göre yorumluyoruz.
Ama sonuçlar böyle değil.

Bu nedenle şöyle iki çıkarım yaptım.

a) Galaksileri bir düzlem üzerinde ele alırsak
(a ve b noktaları arasında, c noktasına göre 90 derece açı olsun. (Bu iki parçanın saniyede 1 ışık yılı hızla uzaklaştığını düşün)

aralarındaki mesafe
 İlk saniyede  IabI=3, IbcI=4 ise  IacI=5 konumlarında olsunlar. (Kolay olsun diye 90 derece ve 3-4-5 üçgeni)

İkinci saniyede IabI=4, IbcI=5 konumundayken
 IacI= 6.4 ışık yılı

Üçüncü saniyede IabI=5, IbcI=6 ise
 IacI= 7.8  ışık yılı

Dördüncü  saniyede IabI=6 IbcI=7 ise
 IacI= 9.2 ışık yılı

Beşinci  saniyede IabI=7 IbcI=8 ise 
IacI= 10,6 ışık yılı aralarındaki mesafe olacak.

Tabi bu kâğıt üzerindeki hesaplama. Artış oranı sabite yakın. Çünkü bu iki boyutlu bir “düzlem evren” için geçerli.

Üç boyutlu evreni ele aldığımızda (direk hesaplama formüllerini bilmiyorum ve bulduklarımı anlamak için 2-3 saat ders çalışmam gerekiyor. )  Bu nedenle ilk örnekteki sonucu ikinci nokta olarak ele alıyorum.
(Kolay olsun diye 90 derece ve 3-4-5 üçgeni ile başlıyorum. 3ncü koordinat noktası “d” de 90 derece’de. Her koordinat noktası sabit genişleme ile 1’er 1’er artıyor)
(ilk dik üçgendeki sonucu, ikinci dik üçgende bir kenar olarak ele alıyorum.)
(Bir A(x0,y0) noktasının a.x+b.y+c=0 doğrusuna olan uzaklığını hesaplayan
d = |a.x0+b.y0+c| / √a²+b²
formülü ile girmek işin kolayı olsa da, sonucun kökeni anlaşılır olması açısından bu daha iyi gibi geliyor)


İlk saniyede (x eksenine göre)  IabI=3, (y eksenine göre) IbcI=4  IndI =6 (z eksenine göre)
 IacI=5
(yani x,y koordinatlarına göre (b) sıfır noktasından 5 birim uzaktan geçen doğru üzerindeki noktalarda,  bu doğruya  “n” diyorum)
IbdI=< [(5x5)+(6x6) ] nın karekökü >=7,81

İkinci saniyede IabI=4, IbcI=5  konumundayken
 IacI= 6.4
IndI = 7
IbdI=9.48

Üçüncü saniyede IabI=5, IbcI=6 ise
 IacI= 7.8 
IndI =8
IbdI=11.17

Dördüncü  saniyede IabI=6 IbcI=7 ise
 IacI= 9.2
IndI =9
IbdI=12.86

Beşinci  saniyede IabI=7 IbcI=8 ise 
IacI= 10,6
IndI =10
IbdI= 14.57

Altıncı  saniyede IabI=8 IbcI=9 ise 
IacI= 12,04
IndI =11
IbdI= 16,30
yaklaşık sonuçlarını buluyoruz.
Böylece aralarındaki uzaklığın her nokta uzayda bir birim (genleşme ile) aldığında aralarındaki mesafenin 1.67,  1.69,  1.69,  1.71, 1.73 şeklinde artarak devam ettiğini görüyoruz.
Buna göre evren sabit hızla genişlerken, parçacıkların birbirlerinden artan hızlarla uzaklaştığını iddia edebiliriz.

Aslında bakış açılarımızdaki ana sorunu, evreni düz olarak algılamamızdan kaynaklandığını düşünüyorum.

b) Galaksileri bir düzlem üzerinde değil de 3 boyutlu bir hacimde ele alırsak?
O zaman tüm parçacıkların uzaklaşmasını, evrenimizin “zahiri merkezine” göre ele almamız gerekiyor.
Bu merkez; evrenin tüm noktalarından tahmini 14,7 milyar ışık yılı uzakta bir noktadadır.
Bu durumda evrenimizde, genişleyen bu kürenin dış kabuğunda olurdu. Dünyanın yüzeyini düz olarak algılamamız gibi, evreni de bu nedenle düz algılayabiliriz.

(Şu an merkezin tüm evren olduğu ve bize göre bir başlangıç merkez noktası olmadığını duymuştum. Genelde fizikçilerin bu konuda hem fikir olduğunu sanıyorum.)
Eğer evren küresel ise Bu durumda 2 gök cismi arasındaki uzaklık, bir çemberin yayı ile ölçülebilirdi ancak.
Evren bir ışık yılı genişlediğinde; bu iki gök cismi arasındaki mesafe (zahiri merkeze göre) açıya göre,
= 2. Pi .( r+1) . [(açı)/360]  olacaktır. Burada “r” Zahiri merkeze göre yarıçaptır. Yani 14,7 milyar ışık yılıdır. (+1) de bir ışık yılıdır.
Yani evren yarıçapının 1 ışık yılı genişlemesi ile 2 parçacık arasındaki mesafe de buna göre artacaktır.

Bu durumda parçacıkların birbirinden uzaklaşması, uzaktaki noktalar için ( açı farkının büyümesinden dolayı) daha hızlı uzaklaşıyor gibi ölçülecektir.

Yani her iki açıklama da uzaktaki gökadaların niye daha hızlı uzaklaştığını açıklamaya yeteceğini düşünüyorum.

Büyük ihtimalle evrenimiz daha farklı bir yapıda. Boyutlarla alakalı olarak bir Calabi-Yau evreni şeklinde. Ama havsalam bunu canlandıramadığı için, (matematik bilgimde yetersiz)  5 ve üst boyutta sonuçlar daha net olabilir.
(Tahminim bu artış oranına ve miktarına bakarak daha gerçekçi bir şekil ve boyut saptanabilir.)
Şu ana kadar içinde bulunduğumuz evreni ve zamanı modellemeye çalıştım.

=================================
TARTIŞMA:

muzaffer borazan  22 Eylül 2014
Bazı bölgeleri göreceli olarak daha hızlı genişliyor, belki bazı bölgeler sabit hızla bazıları ivmeli genişliyordur. Uzak galaksilerin kırmızıya kayan ışıkları hesaplandığında evrenin her yeri aynı hızda genişlemiyor diye biliyorum.   



   
    Burtay Mutlu  23 Eylül 2014
Işığın kırmızıya varması ile elde edilen sonuçlara göre yapılan yorum bu. Bazı bölgeler diğerlerinden daha hızlı genişliyor olabilir, deniyor.

Ben ise aksini düşünüyorum. Evren sabit bir hızda genişliyor. Kırmızıya kayma da, iki gök cismi arasındaki mesafeye göre oluştuğunu söylüyorum.
Çünkü evrenimizi hem 4 boyutlu hem de eğik. Oysa hesaplamalar hep ışığın doğrusal bir yokda gelip bize ulaştığını gösteren düzlemler üzerinden yapılıyor.

2 nokta arasındaki en kısa yol bir doğrudur. Bu tamam.
Ama eğik ve 3ncü bir noktaya göre aynı düzlemde yer almayan iki nokta arasındaki en kısa yol nedir?

Üçüncü nokta olarak evrenin merkezi sayabileceğimiz, zahiri bir nokta var. Büyük patlamanın ilk başladığı nokta.
Bu noktaya göre hesaplama yapılırsa, sonuçlar benzer oluyor.

Yani; evrenin gittikçe artan hızla genişlediğini iddia edenler yanılıyor.

Zaten sabit hızda genişlemese maddenin stabiliteside olmaz. Habire kütlesi, zaman kavramı değişir. Fizik kanunlarımız bile değişir. Diye düşünüyorum.
   


   
    muzaffer borazan  23 Eylül 2014
Evrenin merkezi olaraka ldığın noktada sıkıntı olabilir. Bence evrenin başlangıç anında tek bir nokta yoktu, bir anda galaksi büyüklüğünde evren oluştu, ve ilk nokta dediğimiz şey o galaksi büyüklüğünde bir mekan olabilir.
Peki evrenin ivmeli genişlediğine dair kanıtlar neler acaba onu merak ettim şu an.
Ayrıca bence genişleme hızı bir süre sonra yavaşlayacaktır ve evren kendi içine çökmeye başlayacaktır hızlı bir şekilde. Çünkü evrende hep simetri görüyoruz. Yaratılış ve yok oluş da simetrik olacaktır muhtemelen.   



   
    Burtay Mutlu  23 Eylül 2014
Evrenin mevcut genişlemesinden tersine yola çıkılarak varılan sonuç, evrenin hiç yoktan, boyutsuz olarak başladığı. Yani bir nokta üzerinden başladığı idi. Bu da yaklaşık 14.7 milyar yıl öncesine dayanıyor.

Ancak evren kapalı mı yoksa açık mı kesin olmasa da açık olduğu yönünde kanıtlar daha fazla. Çünkü genişleme devam ediyor ve kütleler arasındaki mesafe öyle arttı ki artık kütlelerin tekrar bir araya gelmesi mümkün değil gibi gözüküyor. Yani evrenin tekrar kendi içine çökmesi mümkün değil. Bunu sağlayacak ne bir kuvvet, ne bir enerji, ne de kütle var.
Bu genişlemenin hız kaybetmeden sürmesine de bilimciler "karanlık enerji" adını verdi. Ben ise buna "zaman" diyorum.
Genişlemesinin sürekliliğinden yola çıkarak sabit bir ivme ile genişlediğini de buradan çıkartıyorum.
İlk başta çok hızlı bir genleşme, yavaşlama, sonra tekrar devam eden genişleme... Bu bilimsel gözlemlerden çıkan sonuçlardı. Doğruluğunu bilmiyorum ama kabul görenin bu olduğunu söyleyebilirim.
Bir tek durumda evren çökebilir. O da uzayımızın şekli (bir Amerikan futbol topu şeklinde) kapalı bir elipsoid ise... Ancak bunun mümkün olduğunu sanmıyorum. Çünkü gerçekte evrenimizin şeklinin ne olduğunu bilmiyoruz.

Sadece mevcut durumumuzdan ve gözlemlerimizden çıkarımlar yapıyoruz.
   


   
    muzaffer borazan  23 Eylül 2014
Zamanın sabit ilerlemesinden yol çıkarak evrenin de sabit hızla genişlediğini ileri sürmen gayet mantıklı. Burada zaman sabit hızla mı ilerliyor sorusunu sormak gerekir.
Buna benim cevabım şöyle; gelecek zaman geçmiş zamanda gerçekleşen her şeyin birer sonucudur. Geçmiş zaman çığ gibi büyüyerek artıyor. Çünkü geçmişteki olay sayısı artıyor. Dolayısıyla geçmiş zaman büyüdükçe yeni oluşacak gelecek zaman da geçmiş zamandaki olayların miktarında oluşacağı için, gelecek zamanın miktarı da gittikçe artıyor olabilir. Yani zaman ivmeli ilerliyor olabilir. Bu durumda evren de ivmeli genişliyor olabilir.

Şöyle de anlatabilirim. Uzay zamanın birbiriyle iç içe olduğunu biliyoruz. Geçmiş zamanın sürekli arttığını da biliyoruz. Zaman arttıkça yeni zamanlar oluşacak ve her yeni zaman yine yeni zamanlar oluşuracak. Bu da ivmeli ilerleme sağlar.

evrenin çökmesiyle ilgili ise şuanda bilimsel veri yok ama belki de evren farklı bir karadeliğe bağlıysa o zaman o deliğin içine çökebilir. Yani bilmediğimiz bir enerji veya herhangi bir şey olabilir. Şu anki bilgilere göre genişlemeye devam edecek gibi görünüyor tabi. Ama benim hissim tersi yönünde.   



   
    Burtay Mutlu  24 Eylül 2014

Zaman'ı olan olaylar veya olgular olarak ele alma yerine, en, boy, yükseklik gibi 4ncü bir boyut olarak ele almaya çalışıyorum.

İlk üç boyut sabit .. Evren içinde konumunu belirlemek için herhangi iki noktaya göre (bir nokta olarak ele alırsak eksi (-) ve simetrik koordinatlarda dâhil olacağı için tam ve doğru yeri belirlemek mümkün olmayabilir) üçüncü sabit bir noktanın sabit koordinatlarını verebiliriz.
Evren genişlese bile oranlar sabit kaldığı için koordinatlar da sabit kalacaktır.
Keza, gökyüzünü haritalandırırken de dünyamıza ve sabit seçtiğimiz bir noktaya göre Kartezyen tablomuzu belirliyoruz. Buna göre; sol, sağ, yukarı, aşağıyı tanımlayıp gökyüzündeki cisimlerin koordinatlarını buna göre yerleştiriyoruz. Örneğin, Türkiye'den kutup noktasını baz alarak tüm gökyüzünü buna göre koordinatlandırıp haritalandırabiliyoruz.

Ama bu koordinat sistemi bizim belirlediğimiz ve bize göre olan bir sistem.
Galaksileri de uzayda koordinatlarken, diğer galaksilere göre konumlarını haritalandırıyoruz.
Böylece belirlediğimiz bu koordinat noktalarından uzaklaşmalarına göre galaksilerin hareket ettikleri yönü ve hızı da saptayabiliyoruz.

Eğer genişleyen bir evrendeysek bu koordinat sistemine bir de sürekli değişen bir boyut giriyor. Zaman.

X galaksisi 20 yıl evvel hangi koordinattaydı, şimdi nerede? Bunlara bakarak galaksinin 20 yılda aldığı değişimi görebiliyoruz.
Bu 20 yıllık değişim 2 temel nedenden oluşuyor. İlki galaksinin yörüngesindeki değişim. Konumunu değiştiriyor. İkincisi zamandaki değişim, evren 20 yılda daha da genişlediği için galakside uzaklaşıyor. Diğer yandan evrenimiz eğimli olduğu için, bu değişim bize galaksinin hareketinin devamı olarak gözüküyor. Sadece uzaklaşmıyor ama ayrıca koordinatı da değişiyor böylece.
Şimdi evrenin oluşumundan önceki boşluktan bir sabit nokta seçelim. Bu noktadan başlasın evren. Bu nokta evren dışındaki bir gözlemci için sabittir. (Balonun dışından bakın, balonun şişmesine rağmen ilk nokta aynıdır.) Eğer balonun üzerine bir karınca koysaydık. Balon şişerken, (eğer karınca hareketsiz ise) bulunduğu koordinatlar balona göre sabit olurdu.

Ama balonun merkezindeki ilk başlangıç noktasına göre ise sürekli bir koordinatı değişirdi. Aralarındaki uzaklık sürekli artardı.
Böylece sabit 3 boyutumuz ve bir de sürekli tek yöne değişen 1 boyutumuz olurdu.
Bu sürekli değişen tek boyutumuz "zaman"dır.
Eğer balonun içindeki havayı (uzayı) ele alırsak. O da bize bu 4ncü boyutla iç içe girmiş olarak gözükürdü. Çünkü havanın genişlemesi tamamen, dış çeperlerin genişlemesine bağımlı olurdu.
Bizim uzayımızın bundan biraz daha farklı olduğunu düşünüyorum.

İki tane olasılık var.
İlki bizim evrenimiz ilk patlamanın enerjisi ile oluşan bir dalganın sürekli genişlemeye maruz kalması olabilir. Bu durumda evren'in merkezi bize göre olmaz. Evren 2 boyutlu ele alırsak daire, 3 boyutlu ele alırsak küre gibi olur. Ancak bir dalganın içinde olduğundan simit gibi bir küre olurdu.
Bunu en iyi şöyle canlandırabiliriz. Balonun içindeki balon… İç balon şiştikçe dış balonda şişer. Arada kalan hacim bizim evrenimizdir.

Bu durumda büyük patlama tek sefer gerçekleşmiş olabilir. Bizde bu genleşme esnasında, genişlemenin hızından dolayı birleşip maddeleşmiş bazı sicim parçacıklarından ibaretiz. Genişleme durursa, parçaları bir arada tutan kuvvet (genişleme=zaman) olmayacağı için parçalar dağılacaktır.

2nci olasılık ise büyük patlamanın ritmik olarak sürmesidir. Bu durumda biz sadece kendi oluşumumuza neden olan patlamanın izlerini görebileceğiz. Ancak iç içe birçok balon olduğu için, bunların her biri bir paralel evren olabilir. Hatta üstümüzde de paralel evrenler olabilir.
Her iki durumda da zaman, genişlemeyi sağlayan etki olduğu için, zamanda geriye dönüş, ya da zamanda bir birikim söz konusu olmaz.

Ancak eğer 2nci olasılık veya benzeri bir durum geçerli ise, geçmişe gitmek için zaman akışının tersine gidebilirsek, varacağımız nokta; merkeze bizden daha yakın olan daha genç bir evren olabilir. Eğer oradaki şartlar ve gelişim benzer ise, onlardaki geçmiş bizimkine benzer olsa da biraz farklılıklarla aynı olmayacaktır. Yani kendi, değiştirebileceğimiz geçmişimiz değildir. Daha genç bir evrenin geleceğine müdahale etmemizdir.

Tabii bu varsayımların temelinde, bütün maddelerin hıza maruz kalan bazı sicimlerin bir araya gelip, temel parçacıkları oluşturmasına dayandırıyorum. Bu parçacıklarda bir araya gelip, maddelerin temel yapıtaşları oldular.
Çünkü tüm sicimler ve onlardan oluşan parçacıklar, hala patlama öncesindeki sabit, homojen, simetrik zamanlarındaki nötr, dengeli pozisyona ulaşmaya çalışıyorlar. Bozulan dengelerini birleşerek, birbirleriyle dengeleyerek oluşturmaya çalışıyorlar.

Bu da çok normal olmalı. Çünkü "kritik etki" konusuna bakarsak (daha önce kısa bir yazı yazmıştım), tüm sistemler denge ile kaos arasında ince sınırda dengede ve sürekli değişen şartlara uyum için, değişiyorlar.
Zaten bu bakış açısı aynı zamanda mükemmel simetrinin de nasıl bozulduğunu ve kaosa dönüştüğünü açıklayabiliyor.


muzaffer borazan  28 Eylül 2014
Evrenin genişlemesini zamanın ilerlemesine bağlamıştınız. Peki evren daralmaya başlarsa zamana ne olur ? Sizin teorinize göre geçmişe doğru gitmesi gerekiyor. Fakat daralmaya başlasa bile yine entropi artmaya devam edecek ve dolayısıyla zaman da ilerlemeye devam edecek. Bunu hawking de söylemişti sanırım.   

   
    Burtay Mutlu  29 Eylül 2014
Sorunda burada zaten... Evren asla daralmayacak.
En azından benim varsayımımın dayandığı temel bu.

Eğer aksi gerçekleşirse ya da yüzde 5–10 gibi dahi bir ihtimal kesinleşirse, tüm modelim çöker.
Tüm varsayımlarımı yarım, eksik, yanlış saymak gerekir. :-(
Bu yüzden bu ihtimali sadece, açıklamalarda bakış açımı genişletmek için kullanıyorum.

Yalnız, sonuç tümevarımları aynı olsa da, “zaman”ın tanımlanmasında hala ufak bir anlam farklılığı var sanırım.

"Zamanı;" bir süre, vakit, (duration) olarak ele almıyorum.
Direk evrenin doğal bir parçasını: Genişlemeyi kastediyorum.

4ncü boyuttaki bu sürekli değişimi biz, önceki pozisyonuyla kıyaslayarak, “zaman” olarak adlandırıyoruz. Algılıyoruz. Diğer üç boyut sabit olduğu halde bu sürekli değişiyor. (Diğer üçüne dik açı yapıyor).

Diğer yandan bu sürekli değişim tek yönlü. Çünkü oluşumunun kökeninde büyük patlamanın enerjisi var. Evreni oluşmaya ve genişlemeye zorlayan enerji.

Bu nedenle matematiksel bir ihtimal dâhilinde, evren bir gün daralırsa; (varsayımıma göre) Zaman önce yavaşlar ( ama biz algılayamayız).
Yavaşlama esnasında tüm kütleler enerjiyi absorbe ettikleri için sonsuza doğru büyürler. Sonsuz durumuna geçişte yani zamanın durması ile madde, temel parçacıklarına kadar ayrılır. Sonra temel parçacıklarda sicimlere …
Eğer evren daralamaya başlarsa, bu aşamadan sonra sicimlerden tekrar bazı temel parçacıklar, bir ihtimal temel maddeler oluşabilir. Ama tüm fizik kuralları da, yapıda farklı olur.

Ancak öncelikle bunun gerçekleşmesi için evrenin tekrar süper simetrik duruma dönüşmesi lazım. Yani entropi'nin artışı öyle bir noktaya varacak ki, sonunda entropi tüm maddeyi ve parçacıkları evrenin her yerine eşit dağıtmış olacak. O andan sonra başlayabilir. (Tüm evrenin ışıması, sıcaklığı eşitlendiği zaman).

Oysa kütle çekimi ve galaksilerin birbirlerine olan artan uzaklıkları, bu ihtimali çok düşürdüğü için evrenin daralma ihtimali bence çok ama çok düşük.

Bir yerlerde, diğer yerlere göre daha az veya fazla parçacık olduğu sürece, genişleme sürecektir.